tiği güne kadar. Ama bir şiir yarışmasında birinci olduğunu
gördüğümde üzüntüm çabucak gölgede kaldı. Şiir Lori’nin bir
fotoğrafıyla beraber yerel bir gazetede yayımlanmıştı. Lori
kendisiyle hiç o günkü kadar gurur duymamıştı. Uyuştu rucuyu
bırakıp bir sömestrliğine üniversiteye gitmişti, ama çabucak
geride kalmıştı ve başarısızlığın ağırlığı yine kök salmıştı. Lori
bildiği
hayata,
bir
sonraki
dozu
için
kendini
sokaklarda
pazarlamaya dönmüştü ve pis bir otel odasında aşırı dozdan
ölmüştü.
Lori tamamen gitmeden anılarını tarayabilmek için çarpıcı
kısımları geçmek zorundaydım. Onun kafeye ilk geldiği anı
buldum. Lori oturdu ve bir daha hiç kalkmadı, yıllarca kendi
içinde kilitli kaldı. Yavaşça ilerledim, müşteri ardına müşteri
gördüm; o kadar çoklardı ki hepsini inceleyemeyecektim, o
yüzden Mimi’nin görüntüsünü öne ittim ve bir kadının ön ka pıdan paldır küldür içeri girdiğini, yüzünün korku dolu oldu ğunu, gözlerinin fal taşı gibi açıldığını ve bir şeyler aradığını
gördüm.
Kadın oturup bekledi, ama kafenin önüne birbiri ardına
arabalar yanaştıkça sinirlerine hâkim olamadı, kasadan açıl mamış bir kalem aldı ve tuvalete koştu. Bir dakika kadar sonra
tuvalete başka bir kadın girdi ve Mimi kapıdan fırladı, gecenin
karanlığı etrafını sardı.
Birden nefes alarak gözlerimi açtım ve havuzdan çıkıyormuş
gibi
göğsümü
şaşkınlıkla
tuttum.
Ciğerlerimi
kırpıştırarak
doldurdum
sandalyeme
tekrar
ve
gözlerimi
yerleştim.
Başarmıştım. Lori’nin anılarını taramıştım. Gördüğüm her şeyi
kavramam bir iki saniye sürdü. Beni sersemletmeye çalışan
üzüntüyü bastırdım. Lori’nin hayatı kesinlikle kolay olmamıştı.
Ama o kesinlikle daha güzel bir yere gitmişti; bu tabir kulağa ne
kadar sahte gelse de.
Ve ben onu bulmuştum. Mimi’yi bulmuştum.
Dudaklarımdaki belli belirsiz tebessümle Cookie’ye bak -