ama bu benim sorunum değildi. “Tuhaf bir şey daha var, ama
bahsetmeyi unuttum.”
“Senin dışında mı?”
“Çok komiksin. Geçen gün Owen Vaughn’la karşılaştım. Şimdi
polislik yapıyor. Ona ne yaptım ki?”
Neil içini çekti. “Seni arazi aracıyla sakatlamaya çalışmasından mı söz ediyorsun?”
“Evet.”
“Ben de hep sana bunu sormak istiyordum. Bize hiç söyle medi.
Sadece tuhaflaştı.”
“Yani, senin gibi mi?” diye sordum.
“Çok komiksin.”
Cookie’yle ikimiz Santa Fe’den ayrılmadan önce
Cowgirl
Cafe’de yemek yedik. Elaine’den aldığımız evrak ve fotoğrafları
inceledik -özellikle grenli olanlarıve ikimiz de konuşamayacak
kadar afalladığımızdan sessiz kaldık.
Eve giderken de
hiç
konuşmadık.
Apartmanın önüne yanaştığımızda Cookie, “Hana Insinga
vakasındaki dosyaları inceleyeceğim” dedi.
“Tamam, ben de ofise gidip mesajları kontrol edeceğim ve... ne
bileyim, faydalı bir şeyler yapacağım.”
“Tamam.” ikimiz de başka dünyalardaydık, Mimi ve Reyes için
endişeleniyorduk.
Otoparkı aşıp babamın barına giderken, biraz depresyona
girdiğimi fark ettim. Sanki âdet öncesi sendromun sırasıydı! Belli
ki ruh hallerindeki değişimler bu işle gelen bir şeydi. Ama Reyes’ı
bütün gün görmediğim gerçeğini aklımdan çıkaramıyordum. Onu
bir kez olsun görmemiştim. Ve adam gibi görmemiş olsam da,
yaraları doğaüstü bir varlık için bile öldürücüydü.
Dün gece, ben sıcacık ve rahat yatağımda uyurken o ölmüş
müydü? Sık sık uyanmıştım, ama yine de işkence görmüyordum.
Belki de ben bu sabah üç komedyenle kahve içer-