bir ifade vardı ki görmeliydin, Toprak! Süt dökmüş kediye benziyordu. Gözleri iri iri
açılmış, kulakları havada ve dili dışarıdaydı.”
Ben güldükçe Toprak da gülüyor ve geldiğimizden beri üstünde olan gerginliği
azalmaya başlıyordu artık. Bir elini omzuma sarıp beni kendisine doğru çektiğinde, ben
de kesik kesik soluklanarak anlatmaya devam ettim. Nihayet gülme krizim bitmişti.
Sessizce burnumu çekip gözümün altına biriken yaşları sildim.
“Ama bu komik olay, o kibar adamla tanışmama da vesile oldu. Çok yakışıklıydı,”
dedim.
Toprak’ın omzumu tutan parmakları kasıldı.
“Adı Halit’miş,” dedim içkimden bir yudum daha alırken. Viskinin yakıcı tadını her
zaman sevmişimdir, çünkü bana yaşadığımı hissettiriyordu.
“Ortadoğu’nun en büyük şirketi olan Komgar Holding’in veliahttı! Ahh... Hem
yakışıklı, hem de zengindi adam. Düşünsene, ne kadar şanslıyım değil mi?”
Toprak bir anda benden uzaklaştı. Yine o ilk gergin ve huzursuz haline geri
dönmüştü.
Ona aptal aptal baktım ve sorunun ne olduğunu sormak için ağzımı açtım ancak
Toprak benden önce davrandı.
“Karen, ben sana âşığım!”
Öylece kalakaldım.
Ağzıma attığım içkim boğazıma kaçarken, kalanını da dışarı fışkırtıp öksürmeye
başladım. Toprak bir yandan sırtıma vururken, bir yandan da barmenden bir bardak su
getirmesini rica ediyordu.
Sudan birkaç yudum aldım ve bir süre sonra gıcığımın geçmesine rağmen ne
yapacağımı bilmez bir halde, yalandan öksürmeye devam ettim. En yakın ‘erkek’
arkadaşınız bir anda size ilan-ı aşk etseydi, siz ne hissederdiniz?