16
CROZIER
Saat iki buçuktu. YüzbaĢı Crozier Erebus'ları dönmüĢ, yaratık tarafından geminin
kıç tarafındaki buza bırakılan William Strong ve Thomas Evans'ın cesetlerini -ya da yarı
cesetlerini- incelemiĢ, alt katta cesetlerin konduğu Ölüler Odasına gitmiĢti. ġimdi
masasında oturmuĢ, önüne koyduğu iki nesneye -yeni bir ĢiĢe viski ve bir tabancayabakıyordu.
Geminin gövdesinin sancak tarafına sabitlenmiĢ yatak Crozier'ın kamarasının
neredeyse yarısını oluĢturuyordu. Yatak, iĢlenmiĢ, yüksek parmaklıklarıyla, alt tarafına
yerleĢtirilmiĢ çekmece-leriyle, neredeyse göğüs hizasına gelen yüksekliğiyle bir çocuk
beĢiğini andırıyordu. Crozier hiçbir zaman gerçek yataklarda iyi uyuyamıyordu ve uzun
yıllar deniz yarsubayıyken ve çocuk yaĢta güvertede görev yapan bir denizciyken
kullandığı hamaklarda yatmayı çok özlüyordu. Bu yatak, geminin gövdesine çok yakın
olduğu için gemideki en soğuk yerlerden biriydi. Orta güvertenin kıç tarafında yatan
subayların yataklarından ve ön tarafta, Bay Diggle'ın günün yirmi saati sıcak tuttuğu
ocağın yanında bir arada yatan Ģanslı denizcilerin hamaklarından çok daha soğuktu.
Ġçe doğru eğik gövdenin önündeki raflara dizilmiĢ kitaplar Crozier'ın yattığı yeri fazla
olmasa da biraz izole ediyordu. BaĢka kitaplar da yüksekliği tavanın hemen altında bitecek
Ģekilde, kamaranın bir buçuk metre geniĢliği boyunca dizilmiĢti. Crozier'ın yatağını koridora
açılan bölmeye bağlayan katlanan masanın bir metre yukarısında bulunan bir rafı
dolduruyordu bu kitaplar. Tam yukarıda ise ıĢıklandırma sistemi bulunuyordu; bu
ıĢıklandırma sisteminin saydam camı güverteyi, bir metre kalınlığındaki karı ve yelkenleri
gösteriyordu. Soğuk, bu saydam camdan içeri hava ölmüĢ ama hâlâ nefes almaya çalıĢan
bir yaratık gibi sürekli içeri giriyordu.
Crozier'ın masasının karĢısında küveti duruyordu. Donar diye küvetin içinde hiç su
tutulmuyordu. Her sabah, Crozier'ın yardımcısı Jopson ocaktan sıcak su getirirdi. Masa ve
küvet arasındaki boĢluk, Crozier'ın bu küçük kamarada ayakta durabildiği tek yerdi. Yine,
duvara yapıĢtırılmıĢ halde hafif yukarıda duran küvetin altından arkalığı olmayan bir
sandalye çıkarabiliyor, masasını açıp oturabiliyordu.
Silahına ve viski ĢiĢesine bakmaya devam etti.
Terör gemisinin kaptanı gelecekle ilgili pek bir Ģey bilmezdi. Tek bildiği kendi
gemisinin ve Erebus'un bir daha yüzemeyeceğiydi. Ama daha sonra kesin olan bir Ģeyi
yine kendisine hatırlattı. Viski stoku bitince Francis Rawdon Moira Crozier silahı kafasına
dayayacak ve tetiği çekecekti.
Sör John Franklin deposunu -doğal olarak kendi isminin ilk harfi ve aile arması
iĢlenmiĢti- pahalı Çin porselenleri, kristaller, kırk sekiz tane dana dili, yine aile arması
iĢlenmiĢ gümüĢler, bir sürü Westphalia jambonu, pahalı peynirler, Hindistan'dan getirilmiĢ
torba torba çayla ve en sevdiği çilek reçeliyle doldurmuĢtu.
Crozier, yiyeceklerden bazılarını subaylara verdiği yemeklerde tüketmek zorunda
kaldıysa da, bunlardan çok parasının çoğunu harcadığı üç yüz yirmi dört ĢiĢe viskiyi