l Eda Tuzcalı o
Saatler geçmiş ve Robert’ın midesi guruldamaya başlamıştı.
Sabah kahvaltısını es geçtiğini o anda fark etti. Martha, çalışırken ne olursa olsun onu rahatsız etmemesi gerektiğini çok iyi
bilirdi. Robert’ı bu sebeple aç bırakmıştı ve kesinlikle bunun için
onu fırçalayacaktı.
Robert, gitarını ve bloknotunu kenara bırakarak mutfağa
doğru ilerlerken çalışmakta olduğu şarkısının yeni yeni ortaya
çıkan melodisi dudaklarından bir ıslık şeklinde dökülüyordu.
Mutfakta onu, kahvaltıyı çöpe atmak zorunda kalıp öğlen için bir
şeyler hazırlamaya girişen Martha’nın yaptığı yemeklerin müthiş
kokusu ve kadının azarları karşıladı.
“Yine kahvaltı yapmadan çalışma odasına kapandınız ve aç
karnına viski içtiniz değil mi? Yanındaki onlarca sigaradan bahsetmiyorum bile!” diyen Martha’yı kandırabilmek için dudaklarını kabahat işlemiş küçük bir çocuk edasıyla büzerek gözlerini
masum bir ifadeyle yaşlı kadına dikti.
“Ama Martha, bunlar açlıktan ölen birine söylenmeyecek
kadar büyük ithamlar. Bak acıktım ve şaheserlerinin tadına bakmaya geldim.”
Martha sahte bir sinirle “Öğle yemeği de çöpe gitseydi beni
bu lânetli topraklarda bir dakika daha tutamazdınız Bay Peters,”
dediğinde Robert bir kahkaha attı.
“Hadi ama Martha, o uçağa bensiz binemeyeceğini ikimiz de
biliyoruz.”
***
Yemeğini yiyip karnını doyurmuş, sigarasını tüttürmüş ve güneşten arınmış arka bahçenin havuza bakan manzarasında oldukça
keyiflenmişti. Masasını toplaması için yardımcı kızlardan birini
göndermiş olan Martha’nın hâlâ ona surat yaptığını bilen Robert
10