Test Drive | Page 12

Bazen bunun ne kadar doğru olduğunu merak ediyordum. Geriye dönüp baktığımda Jake’e tam olarak âşık olduğumu hatırlamıyorum. Sanırım her zaman öyleydim. Annem, daha küçücük bir çocukken bile onu tıpkı bir yavru köpek gibi takip ettiğimi söylerdi. Jake ve ben en yakın arkadaşlardık, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Ve aramızdakinin Jake için tamamen bundan ibaret oluğunu biliyordum, onun için daha fazlası asla olmayacaktık, beni öyle görmüyordu. Her zaman benim için fazlaydı. Sanırım ben için üzücü olan ya da belki de en iyi şey mi demeliydim, Jake için hissettiklerimin farkına vardığımda o çoktan gitmişti. Eğlenceli bulduğum bir şey varsa o da Jake’in şimdilerle kadınlarla olan ilişkisi, kabaca tam bir sürtük, ama henüz bir delikanlıyken kızlarla pek de ilgilenmezdi. O zamanlar, tüm işimiz müzikleydi. Sanırım bizi birbirimize bağlayan da oydu. O ve diğer şeyler. Jake’in hayatındaki kötü olaylar. Jake oldum olası müziğe karşı yoğun bir ilgiye sahipti ve tabii ki babam sağ olsun, ben de pek geri kalmıyordum. Seksenlerde babam The Rifts adında küçük bir rock grubunda gitaristti. Doğduğum ilk andan itibaren müzikle iç içeydim. Ve babam Jake’e de aynı şekilde muamele etmişti. Sanırım babam için Jake, hiç sahip olmadığı oğlu gibiydi. Benim yaşantım diğer çocuklarınkinden biraz farklıydı, aileleri onlara çocuk şarkılarını söylemeyi öğretirken benim babam bana (I Can’t Get No) Satisfaction’ı öğretiyordu. The Rolling Stones, Dire Straits, The Doors, Johnny Cash, Fleetwood Mac ve the Eagles gibi grupları dinleyerek büyümüştüm. Annem durumu dengelemeye çalışırdı, Tanrı’ya şükür, ama babam müzikle yaşar, müzik solurdu ve hayatımda öyle büyük bir etkisi vardı ki annemin hiç şansı yoktu. Tabii ki annemi çok seviyorum, ama babama hayranım. Böylece farklılıklarım yüzünden ki inanın bana oldukça farklıydım, hiçbir zaman okulumdaki çocuklarla uyum içerisinde olamadım, tabii ki Jake de. Kendi dünyamızı kurmuştuk ve o gittiği zaman uzun bir süre yörüngemden çıkmış, boşlukta sürüklenmiştim. Babam bana piyano çalmayı öğretmişti, gitarı uzun bir süre denemişti, ama onu bir türlü becerememiştim. Öte yandan Jake gitar söz konusu olduğunda doğal bir yeteneğe sahipti. O yedi yaşındayken babam ona kendisine ait olan ilk altı telli gitarını hediye etmişti. Her zaman Jake’in doğuştan bir müzisyen olduğunu söylerdi, bu yüzden sanırım Jake’in bu kadar başarılı olması onun için hiç de sürpriz olmamıştı. Babam Jake’in kariyeriyle gerçekten gurur duyuyordu. Her zaman bana Jake’le yeniden iletişime geçmem gerektiğini söyledi, ama ben duymazdan geldim, bu nedenle babamı arayıp, yarın Jake’i göreceğimi söylememin imkânı yoktu. Muhtemelen benimle birlikte gelmek için uğraşırdı. Bu kadar zaman sonra Jake’i yeniden görmek gerçeküstü olacaktı. Ekranımdaki fotoğrafı kapatarak bir başkasını açtım, yüzünün yakın çekimiydi. Fotoğrafa gözlerimi diktim, bakışlarımla çenesindeki yara izini takip ettim, çenesi boyunca uzanan yara izini, artık eskiden olduğu kadar belirgin değildi, belki de bugünlerde onu makyaj