Soğuk suyu yüzüme çarpıp havluyla kurulandım ve
odama doğru temkinli adımlarla yürüdüm. Annem
karşımdan elinde ablalarımın hediyesiyle geliyordu.
Bana bakıp gülümsedi, yüzündeki kırışıklık iyice
derinleşmişti. Artık yaşlanıyordu. Babam da o da
yaşlanıyordu ve ben daha çok korkuyordum. Onları
kaybedersem yaşayamazdım. Onlar olmadan bir hiçtim
ben, nefes bile alamaz, bir dakika bile ayakta
duramazdım.
“Hediyeni aç Fegel, ablalarına ayıp olmasın.”
diyerek fısıldadı. “Ama anne...” dememle birlikte gölge
annemin arkasında belirdi. Yoğunlaşmış kapkara bir
duman. Bir kez daha zorlukla yutkundum. Annem bunu
fark etti ve arkasını döndü. Dişlerimi sıkarken bunun
geçmesi için dua ettim.
“Ne oldu Fegel, onu mu gördün yoksa?” dedi
sakince. Sakindi bunu söylerken evet, ama gözlerindeki
o hiçlik beni devirip bir anda yerle bir etti. Annemin
'onu mu gördün?' diye sorması benim canımı onu
görmekten daha çok yakmıştı. Kimse bana onu
gerçekten gördüğüme inanmıyordu. İşin tuhaf yanı
delirdiğimi kabullenmiş gibi kimseyi ikna olmaya
zorlamıyordum. Ablalarımı zaten o listeye dahil bile
etmiyordum. Annem, babam, akrabalar, okuldan
arkadaşlarım, komşular vs... Hiç kimse. Oysa ben onu
görüyordum. Siyah bir gölgeydi, hızını asla takip
edemiyordum. Saniyeden daha hızlı geçiyordu
yanımdan, bazen de olduğu yerde yok oluyordu.
Varlığının farkındaydım, hissediyordum. Ama ne
olduğunu göremiyordum.
14