Merhaba Tarık Bey. Son kitabınız “Düşerken” Profil Kitap’tan çıktı. Öncelikle hayırlı
olsun. İshak ve Jülide kitabın başında bir yola çıkma kararı alıyor. Kitabın ilerleyen
kısımlarında yine bir yolculuk söz konusu. Bir de karakterlerin iç yolculukları var. Bu
konu hakkında neler söylemek istersiniz?
Yol hayatın iyi, kötü, güzel, çirkin, acılı, sevinçli bütün ihtimallerine açık bir süreç. Yolun
kendine has bir var olma hali var; insanın bir yerden başlayıp başka bir yere gittiği zaman
diliminde uğradığı bir dönüşüm. Yola çıkan insan, yolun sonunda başka bir insandır. Yolun
insan üzerinde derin, içsel bir müdahalesi var. Bütün bunlar yol hikâyesi anlatmak için
yazarı kışkırtan şeyler. Düşerken romanında bir şehirden başka bir şehre uzanan zahirî bir
yol hikâyesinin yanında, iki karakterin de geçmişlerine gittikleri içsel yolculukları var. Yol,
yol içinde. Bir şehre ulaşmaya çalışırken, hafızalarında saklı duran metruk şehre
varıyorlar.
Bir yola çıkarken yol arkadaşımızı seçme gibi bir şansımız oluyor mu gerçekten? İshak
ve Jülide birbirlerini seçtiler mi?
Yol arkadaşını seçmek her zaman mümkün olmuyor. Yolun da bir kaderi var. Yol arkadaşı
diye seçtiğiniz insan yolun devamında sizde hayal kırıklığına sebep olabiliyor. Hiç
ummadığınız biri de yolculuğu sizin için daha anlamlı ve kıymetli bir hale de
dönüştürebiliyor. Bütün bunları önceden kestirmek olanaksız. Yoldaki kader sizi
sarmalıyor. İshak da Jülide de birbirlerini seçtiler yol arkadaşı olarak. Ancak bu seçim
rasyonel sebeplere dayanan bir seçim değildi. Hislerine, içlerinden gelen sese kulak
verdiler. Bunun akla yatkın olduğunu söyleyemeyiz. Birbirlerine inanmayı istediler.
Hayatımızda birçok şeye yol açan ilk anlar var. Bir akşam bir tablo karşısında yaşananlar
gibi. Bize göz ardı edilecek kadar önemsiz gelen bu anlar hakkında siz neler söylemek
istersiniz?
İlk anların hayata etkisini tahmin etmek mümkün değil. Bir karşılaşma anının, bir tercih
anının, bir keşif anının sonrasında nasıl kapılar açacağını bilebilmemizin imkânı yok.
Hayatın heyecan uyandıran tarafı da bu olsa gerek. Bir yönüyle tedirgin edici olabilir ama
diğer yandan insanda bitmeyen bir umut yaratıyor; küçücük bir anın hayatımıza büyük
değerler katabilme ihtimali var. Romanlarda, senaryolarda, ilk bakışta önemsiz gibi
görünen anların daha sonra yol açtığı büyük değişimleri anlatmayı seviyorum. Hayatın
sürprizleri romanlardan da filmlerden de daha büyük. Bazı şeyleri olduğu gibi anlatmaya
kalksanız kimseyi inandıramazsınız.
52