ülkesine çekmek ve dünya kültür hayatına öncülük etmek için önemli desteklerde bulunur. Sanat, 1950’ lerin sonundan itibaren New York’ ta sadece estetik bir değer olarak değil, aynı zamanda bir yatırım ve prestij aracı olarak şekillenir. Zengin koleksiyoncular ve yatırımcılar, sanat eserlerini hem bir statü sembolü hem de bir finansal varlık olarak değerlendirir. Bu yaklaşım sonucu bazı dolar milyarderlerinin çok yüksek ücretler ödeyerek satın aldığı çağdaş sanat eserleri sanat piyasasının daha spekülatif bir hâle gelmesine neden olur. Bu süreçte galeriler ve müzayede evleri başrolü oynar.
1957’ de açılan Leo Castelli Galerisi, modern sanat piyasasının işleyişinde devrim yaratır. Castelli, yalnızca sanat eserlerini satmakla kalmaz, aynı zamanda sanatçıların kariyerlerini aktif olarak şekillendirir. Galeride temsil edilen sanatçılar için sergiler düzenler, eserlerini koleksiyonerlere tanıtır ve uluslararası sahnede tanınmalarını sağlar. Jasper Johns ve Andy Warhol gibi sanatçılar Castelli’ nin desteğiyle global tanınırlığa ulaşır. Sotheby’ s ve Christie’ s açık artırma evleri de sanat eserlerini birer lüks yatırım aracı olarak konumlandırır. 20. yüzyıl ortalarında bu kurumlarda düzenlenen müzayedeler sanat eserlerinin fiyatlarını aşırıcı derecede yükseltir ve sanat piyasasını koleksiyonerler için cazip bir yatırım alanına dönüştürür. Açık artırmalar, sanat eserlerini sadece yerel pazarda değil, dünya çapında koleksiyonerlere ulaştırır. Özellikle Amerikalı sanatçıların eserleri, bu mekanizmalar aracılığıyla Avrupa ve Orta Doğu gibi bölgelere yayılır.
New York’ taki ticari mekanizmalar, Paris’ in geleneksel ve sanat odaklı sisteminin aksine küresel bir pazar yaratır. Amerikalı sanatçılar, bu sistem sayesinde uluslararası koleksiyonculara ulaşırken, New York’ un sanat dünyasındaki liderliği pekişir. Sonuç olarak, New York’ ta sanat piyasası, ticari galerilerin profesyonel işleyişi, açık artırmaların finansal etkisi ve piyasanın
12