Anlam itibariyle aynı sanılan ve çok zaman birbirinin yerine kullanılan ÖNEM ve DEĞER terimleri arasındaki farkı ve inceliği hiç düşündünüz mü? Muhatap olunduğunda insana“ ya sabır” çektiren makam sahipleri vardır ya; işte onları yakından tanımak için gelin bu iki mefhumu birlikte tanıyalım ve tanıtalım. Fincancı katırları da ürkerse ürksün.
Önem, daha çok bir makamı, bir pozisyonu ve oluşu ifade eder. O makamın önemi, varlık sebebinden ya da misyonundan kaynaklanır. Değer ise bir insan vasfıdır. İnsanın kendi kemalatı, görgüsü, kabiliyeti, tevazusu, sabrı, mertliği, ilmi ve ahlakı gibi temel kıstaslara göre halk arasında kabul ve saygı görür.
Önemin zırhı ve motoru“ GÜÇ” tür. Güç, önemi hem muhkem hem de vazgeçilmez kılar. Değerin ise güce ihtiyacı yoktur. Değerli bir insan; hasta, zayıf, fakir ve hatta hapis dahi olabilir. Ona verilen değer, zenginliğinden, mertebesinden, makamından ve gücünden değil insani müktesabatındandır.
Önemli bir makama gelmiş olmak için talep etmek, seçilmek ya da atanmak gerekir. Değer için ise ne bir talep vardır ne de onu bahşeden kimse. Değerli insana gösterilen itibar, onun talebinden değil halkın teveccühündendir. Bu farkları daha da uzatmak mümkün ama sabrınızı taşırmamak için bununla iktifa edip, konuyu biraz da müşahhas misallerle zenginleştirelim.
Mesela İçişleri Bakanlığı önemli bir makamdır. Buna önem veren şey; bakanın şahsı değil bakanlığın kendisidir. Tıpkı bunun gibi valilik, kaymakamlık, genel müdürlük, kurum amirliği, belediye başkanlığı, rektörlük, başhekimlik, milletvekilliği, kurul başkan ve üyelikleri ile( iktidarda olduğunda derecesi artan) parti il ve ilçe başkanlıkları gibi makamlar önemli makamlardır. Bu makamların mutlaka birilerince doldurulması eşyanın tabiatı gereğidir. İşte buralara seçilen ya da
İşgal ettiği makamda“ Yahudi dükkânındaki besmele” gibi duran bu zevat, kırıp dökmeye önce yakın çevresinden başlar. Davranışlarından yürüyüşüne kadar her şeyi değişir. Çevresinde hemen oluşuveren yağ tabakasının ablukasından kurtulamaz ve makamın sihri başını döndürür. Çevresinin değişmesine müteakip çehresi de değişmeye başlar. " Mahkeme kadıya mülk olmaz " ihtarını çoktan unutan bu kişiler, sırf önemli yerde oldukları için gösterilen itibarı kalıcı sanmak gibi bir yanılgının farkına ancak buralardan ayrıldıkları zaman, çevrelerinde selam verecek kimseyi bulamadıkları zaman varırlar.
atanan kişilerin davranışlarındaki müspet ya da menfiilik tam da burada özellik kazanır. Bu makamları temsil edenler, ehil, erdem sahibi ve halk arasında da değer verilen insanlar ise nur ala nur olur. Böyle bir durumda zaten önemli olan bu makam, daha da taçlanır ve kıymetlenir.
Önemli makamlara, işinin ehli ve aynı zamanda değerli insanların atanması ya da seçilmesi isabetli tercihlerle olabilmektedir. Ancak, bu çok sık görülen bir hal değildir. Bu gibi yerlerin, hem ehil olmayan hem de“ değer” faziletinden mahrum kişilerce doldurulması, daha sık rastlanan bir durumdur. İşte cümbüş de bundan sonra başlar.
İşgal ettiği makamda“ Yahudi dükkânındaki besmele” gibi duran bu zevat, kırıp dökmeye önce yakın çevresinden başlar. Davranışlarından yürüyüşüne kadar her şeyi değişir. Çevresinde hemen oluşuveren yağ tabakasının ablukasından kurtulamaz ve makamın sihri başını döndürür. Çevresinin değişmesine müteakip çehresi de değişmeye başlar.“ Mahkeme kadıya mülk olmaz“ ihtarını çoktan unutan bu kişiler, sırf önemli yerde oldukları için gösterilen itibarı kalıcı sanmak gibi bir yanılgının farkına ancak buralardan ayrıldıkları zaman, çevrelerinde selam verecek kimseyi bulamadıkları zaman varırlar.
Değer sahibi bir insanın bu makamları ele geçirmek ihtirası yoktur ve çok zaman kendilerine teklif ve ısrar edildiği için kabul ederler. Görev sırasında ne çehreleri ne de çevreleri değişir. Vefa ve hamiyet duygusunu yitirmedikleri için devam eden kadim dostluklarına yenilerini ilave ederler. Çevresinde oluşturulmak istenen ablukaya izin vermez ve manipüle edilemezler. Zamanı geldiğinde de buradan ayrılmaları son derece kolay ve tabii olur. Hatta çok zaman kendileri ayrılır koltuğa yapışıp kalmazlar. Bu insanlar, makamdan ayrıldıklarında da saygı ve itibar görmeye devam ederler. İşte bu duruma eskiler“ cevher yere düşmekle sakıt olmaz Kadrü kıymetten.” demişlerdir.
İnsanın muradı, önemliye değil değerliye talip olmak olmalıdır derim. Ya siz ne dersiniz …
Hoşça kalın …
41