Hayatın her alanında
Melike BENLİ
İnsan bulunduğu çevreye göre bazı
kişilikler kazanır. Buna halk arasında
“nabza göre şerbet vermek” dense de
aslında hepimizin de bildiği gibi düpedüz
ikiyüzlülüktür. Aşırı samimi davranışlar,
absürt hayranlık ifadeleri, akşam
çıkmalar, çay ısmarlamalar, bin türlü
taklalar… Acaba altından ne çıkacak diye
beklerken “dostunu yakın tut, düşmanını
daha yakın!” cümlesini felsefe etmiş bir
insan görürsünüz. Hem iş hayatında
hem de yaşadığımız sosyal çevrede
vardır böyle insanlar. Ve bu tür insanlarla
mücadele etmeyi bilmezsek bu tür
durumlara maruz kalmaya devam ederiz.
Maruz kalmak ise; ruhsatsız bir silahtır.
Tehlikelidir. Bu insanlar yükseldikçe
adeta evrim geçirerek duygusuz bir
insana dönüşürler. Çevresindekiler
arkadaş değil, ekarte edilmesi gereken
birer rakip ve engeldir artık. Bir de
özellikle başkalarının yanında emretmeyi
seven modelleri vardır ki tadından
70
mobbing
yenmez. İnsanlık bilmezler, saygı, sevgi
hayatlarında yer almayan kavramlardır.
Kendine verilen makamı sana karşı
kullanmak suretiyle mobbing yaparlar.
“Gel buraya, git buradan, şunu yap,
bunu yapma” gibi emir kipleri barındıran
cümleler kurarlar ve kendilerinden nefret
ettirirler. Siz bilirsiniz aslında onun ne
kadar zavallı, yetersiz ve basit bir insan
olduğunu ama ifade etmezsiniz. Çünkü
egonun fazlası gereksiz özgüvenden
kaynaklanır. Gereksiz özgüven ise
yetersizlikten. O kişi aslında bulunduğu
yere de kendini yakıştırmıyor ve
yetersiz olduğunu biliyordur ama bunu
kapatmak için çalışmak, öğrenmek
yerine emretmeyi tercih eder. Her
şeyde kendisini baz alır. Sanki limit
kendisidir. Kendisinden başarısız olanlar
aşağıda, çalışmamış, çabalamamış
zavallılardır. Kendisinden yukarıdakilerse
ubertmenstirler. Haliyle yükseldikçe
kıstaslar yükselir. Yani 15 dil bilene göre
10 dil bilen cahildir. Haliyle yükseldikçe
etraftakilere kötü davranmaya başlarlar.
Bu bir kısır döngüdür ve böylece sürer
gider.
Bir çocuğu azarlaya azarlaya, öz saygısını
zedeleye zedeleye hatta döve döve
büyütürseniz büyüyünce nur topu gibi
bir zorbanız olur. Çeşitli sebeplerle
kendine güvensiz, kendini sevmeyen,
kompleksli bir insan için genellikle bu
davranış hava gibi su gibi temel ihtiyaçtır.
Bu kifayetsiz muhterisler iş hayatında
yönetici olmayı çok sever ve çok başarılı
mobberlar olurlar ve etrafı tarafından
sevilmeyen, her hareketi iğreti gelen bir
insana dönüşürler. Bu insanlara karşı tek
yapacağınız şey; karakterinizden ödün
vermemek. Çünkü insan karakterinden
ödün verince artık vazgeçmeyeceği hiçbir
şeyi kalmıyor. Eğildiğin anda kafanı kuma
gömmek isteyen insanlar kol gezerken
etrafta kusura bakmayın ama sevgili
egoistler; your ego is my lego :)
İstanbul’un Fethi
Burhan GÖKTAŞ
İstanbul, Roma İmparatorluğunun
ikinci büyük şehri, Doğu Roma (Bizans)
İmparatorluğunun başkenti. Yedi
tepe üzerine kurulmuş güzel şehir.
Tarih boyunca devletlerin, orduların
imparatorların hayallerini süslemiş,
değişik milletler ve devletler tarafından
29 defa kuşatılmış. İlk önce Bizans
denmiş daha sonra Konstantin burayı
alınca “Konstantinopolis” adı verilmiş,
Arap kaynaklarında “Konstantiniyye”
olarak geçmiş, son dönemlerinde
Bizanslılar İstanbol adını kullanmışlar.
Türkler de fetihten sonra bu ismi
“İslambol“ olarak değiştirmişler ancak
daha sonra ”Dersaadet ve Asitane”
isimleri de kullanılmıştır. Osmanlı
devlet olarak resmi belgelerde ise
yıkılana kadar “Konstantiniyye” ismini
kullanmıştır.
İstanbul coğrafi konumu itibariyle
Karadeniz’i Marmara Denizi’ne bağlayan
boğaza sahip oluşu, Asya ile Avrupa
kıtasını birleştiren noktada olması aynı
zamanda Doğu Roma’nın başkenti oluşu
ticari ve siyasi bakımdan önemini artıran
unsurlardır. Bununla beraber o dönem
Hristiyanlığın iki önemli mezhebinden
birisi olan Ortodoks mezhebinin merkezi
ve doğu Hristiyanlığının en büyük ve
önemli yapıtlarından olan Ayasofya’nın
burada oluşu bu şehri önemli bir dini
merkez haline getirmiştir.
Daha önce defalarca kuşatılmış
olmasına rağmen alınamamış
olması, sağlam surları, grajuva (Rum)
ateşini anlatan efsaneleri, Bizans’ın
entrikaları şehri almak isteyen
hükümdarların, komutanların iştahını
daha da kabartmakta idi. Aslında Türk
devletlerinden ilk defa Avarların 7.yy
başlarında şehri iki defa kuşattıklarını
ancak başarılı olamadıklarını görüyoruz.
İslam dünyasında ise özellikle
Peygamberimizin “Konstantiniyye
elbette fetholunacaktır, onu fetheden
komutan ne güzel komutan, onun
ordusu ne güzel ordudur.” hadisine
mazhar olmak isteyen İslam orduları
tarafından, ilki Emevilerin kurucusu
Muaviye olmak üzere pek çok defa şehir
kuşatılmış ancak alınamamıştır. Hatta
Müslümanlardan Kudüs’ü almak için
seferler yapan Haçlılar 1204 yılında
İstanbul’a geldiklerinde mezhep
çatışması dolayısıyla şehri yağmalamış
ve Latin Krallık kurmuşlardır.
Osmanlı devletinde İstanbul’u ilk
71