SozSehri Sayı 5 | Page 52

davul çalar. Fakat arkadaşıyla birlikte neyi çaldıklarını neyi okuduklarını birbirine karıştırırlar. Rahmetli Aziz Baba: -Oğlum Mehmet bu zurnada kaç delik var? ve kendi adıyla bilinen Aziz Baba Camiinin yakınında ki dergâhında Rabbi Rahim’ine kavuştuğu 1944 yılına kadar Ümmet-i Muhammed’in irşadıyla meşgul olmuş ve çevresine ışık saçmış bir mana eridir. Kendisine ahiret kardeşi olarak seçtiği Sarı Hafızzade Müçteba Efendi ile büyük muhabbetleri olmuştur. Sivas’ımızın cömertlikte ender insanlarından biri olan Sarı Hafızzade Müçteba Efendi’yi de buradan rahmetle anmak isterim. Her iki zat bugün Halfelik Mezarlığının hemen girişinde yan yana ebedi istirahatgâhlarında yatmaktadırlar. 1989 yılının Ramazan ayıydı. Rahmetli babam sahur vaktinde evimizin balkonundan, karşı sokaktan geçen Ramazan davulcularını sahur yemeğine davet etmişti. Gelen misafirlerimiz iki kişiydiler. Misafirler kapıya gelince babam yaşlı olanı hemen tanımıştı. Mehmet amca babamın önceden tanıdığı bir simaydı. Selamlaşma ve hal hatır faslından sonra imsak vakti yaklaştığı için babam, anneme sofrayı hazırlamasını söyledi. Sohbetlerine devam ederlerken, Rahmetli Mehmet Amca duygulanarak babama; -Nurettin aklıma “Çubukçu Aziz Baba” geldi. Onun ile ilgili bir hatıramı anlatmak istiyorum dedi. Babam da “anlat gardaş dinleyelim” diyerek karşılık verdi. Rahmetli Mehmet Amca gençlik dönemlerinde, yanında bir arkadaşı ile beraber sahur vakti Ramazan davulu çalmak üzere Sivas sokakların da dolaşırken yolu hiç bilmediği bir sokağa düşmüştür. Nasip bu ya, bu 50 sokak Rahmetli Aziz Baba’nın yaşadığı dergahın bulunduğu sokaktır. Mehmet Amca ve arkadaşı sokakta ilerlerken yanlarına yaklaşan bir genç Aziz Baba’nın kendilerini sahur yemeğine davet etiklerini söyler. Bunun üzerine Mehmet Amca yanında ki arkadaşına “Biz ne yaptık gardaş? Davul zurna sesi ile mübarek zatı rahatsız ettik galiba” diyerek arkadaşı ile beraber Aziz Baba’dan özür dilemeye giderler. Dergahın kapısına geldiklerinde Mehmet Amca davul zurnayı arkadaşına teslim ederek tek başına içeri girer. Rahmetli Aziz Baba kendisine: -Hoş geldin oğlum Mehmet, yanında ki arkadaşını neden içeriye almadın onun da sahuru yok mu? Diye sorar ve yanındakilere o genci de içeriye almalarını söyler. Aralarında ki konuşma şöyle devam eder: - Oğlum Mehmet davul zurnayı nereye koydun? Sen neyle çalgıcılık yapıyorsun? -Efendim ben ayıp olmasın diye onları kapının yanına bıraktım. -Oğlum o davul zurnayı getir burada bir hava çal da dinleyelim. -Aman efendim nasıl olur? Burası bir dergah ben burada nasıl davul zurna çalabilirim. Deyince Aziz Baba, Mehmet Amca’ya - Çal oğlum çal dinleyelim. Diyerek ısrar eder. Bunun üzerine Mehmet Amca heyecanla kan ter içerisinde kalarak karşısındaki zatın emrini yerine getirmek ister ve bir parça Diye sorar. Mehmet amca defalarca kullandığı zurnanın üzerinde kaç delik olduğunu unutarak tahmini bir cevap verir. Yeryüzünün Gurbetçileri: Mülteciler - Yedi tane delik var herhalde Efendim, deyince rahmetli Aziz Baba; - Oğlum bu iş senin ekmek paran değil mi? Bunda utanılacak bir durum yok. Kazandığın parayla sen çocuklarının geçimini sağlıyorsun sen bu çalgıyı üflerken deliklerden birini Allah için üfle yani Allah-u Teala’yı hiçbir zaman unutma. O’nu sev, O’nun emirlerini yerine getir. Gerisi Allah, Gaffur Rahim’dir, Kerim’dir. Seni kimselere muhtaç etmez evladım, diyerek Mehmet Amca’ya büyük bir moral vererek onun özgüvenini artırmıştır. Sahur yemeklerini tamamladıktan sonra sıra vedalaşmaya gelince rahmetli Aziz Baba’nın Mehmet Amca’ya güzel bir sürprizi daha olmuştur. Yanında ki genç ile birlikte Mehmet Amca’ya birer tane küçük altın hediye etmek isteyince Mehmet amca: - Aman efendim zahmet ediyorsunuz karnımızı doyurduk elhamdülillah buna gerek yok, deyince Rahmetli Aziz Baba: - Al evladım bunun adı diş kirasıdır. Hani yemek yediniz ya dişleriniz aşınmıştır, diyerek tatlı bir nükte yapmış ve güzel bir yardımlaşma örneği sergilemiştir. Ecdadımız Osman-ı Aliye’den gelen bir gelenek olan diş kirası kavramı, gönülleri çok zengin olan kanaat ehli insanların yapacakları yardımları bile kelam-ı kibar kullanarak karşısındakileri rencide etmeden gerçekleştirdiklerinin çok güzel bir örneğidir. Ey Mekke! Ne güzel bir şehirsin ve sen bana ne kadar sevimlisin. Şayet kavmim beni senden zorla çıkarmış olmasaydı, senden başka hiçbir yerde yaşamazdım. Hz. Muhammed Rumeysa GÖKSU İnsanlık tarihi bir göç ile başladı. Âdem babamız cennetten çıkarılıp dünyaya gönderildi. Bu, insanlığın ilk ve en sancılı göçü idi. Sonra oğul Kâbil büyük cürmünü işleyince, ölünceye kadar yeryüzünde dolaşıp durmaya mahkûm edildi. Bu açıdan bakıldığında peygamberler tarihinin bir göç tarihi olduğunu görürüz. Ya zalim kraldan ya da ıslah imkânı kalmamış, helak olacak kavimden kaçış, nebileri yola düşürmüştür. Hatta bazı peygamberlerin geniş bir mıntıkada ayak basmadığı yer kalmamıştır. İbrahim ve Musa (As.) böyledir. Son peygamber(sav) de muhacir enbiya geleneğine dâhil. Öyle ki; Müslümanların tarihi ve takvimi bir göç ile başlar. Mekke’de yaşama imkânı kalmayınca Medine’ye hicretin yolunu açılmıştır. İşte biz bu kutlu yürüyüşü milat kabul etmişiz. Vaktimizi Efendimiz ‘in adımlarına ayarlamışız. Mekke’den ayrılırken ömrünü geçirdiği şehre son bir nazar ederek söylediklerini hatırlayalım: “Ey Mekke! Ne güzel bir şehirsin ve sen bana ne kadar sevimlis