SozSehri Sayı 5 | Seite 48

Onun gönülde açacağı yarayı kimsenin saramayacağını bile bile bu hataya düşeriz. Halbuki, “Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.” “Ne gelirse dilden gelir.” “Dilim seni dilim dilim dileyim.” “Tatlı söz can azığı, acı söz baş kazığı.” “Ağzından hayır çıkmaz, bari şer söyleme.” “Dilin kemiği yok ama kemiği kırar.” “Sözünü tartıyla söyle!” “Kiminin lâfı hayır, kiminin lâfı kahır.” “Ağzı bozuk olanın dilinde perhiz olmaz.” “Kişi sözünden bilinir.” “Ağzında bal olan arının kuyruğundu zehir vardır.” Sözlerine kulak asacak olsak, dilimize her geleni söylemesek, karşımızdakinin ruh dünyasını alt-üst etmemiş oluruz. “Oydu! Buydu!”, “Şöyle miydi? Böyle miydi?” arasında gidip gelmekten yorulan kararsızların etrafındaki insanların duygu dünyasını olumsuz etkiledikleri bir gerçektir. Kararsızlığın ağına düşen insanlar, tercih hakkını bir türlü olması gerektiği gibi kullanamazlar. Bu, aynı zamanda onun umursamaz tavrının da bir sonucudur. Şaşkın ve umursamaz halleri, karşıdakinin “Sinirlerini zıplatır”, canını sıkar. Buna mukabil “Lirayı bozar, kendini bozmaz.” Bu anlattıklarımızı pekiştiren atasözlerinden bir kısmı; dikkatinize sunmak üzere şöyle toparladık: “Ne han görmüş hanedan, ne öğüt almış anadan.” “Ne ölü görse ağlar, ne düğün görse oynar.” “Ne yardan geçer, ne serden.” “Ne yer ne elini sahandan çeker.” Atalar insanın görünen ve görünmeyen yönlerinin olduğunu anlatmak ve bizlerin dikkatini bu konuya çekmek için de şu atasözlerini sıkça dillendirmişlerdir: “Adamın adı çıkacağına canı çıksın.” “Adamın ağzına bakarlar, atına ona göre nal çakarlar.” “Ağzındaki virde bak, şu tuttuğu yurda bak.” “Ağzı peke söz aç, alavuzdan çabuk kaç!” “Ne ağılı ol ki atsınlar (seni), ne şeker ol ki, yutsunlar (seni)!” “Adamın alacası içinde, davarın alacası dışında.” “Her ağlamanın bir gülmesi olur.” “Gönlün yazı var, kışı var.” ”Kişinin hürmeti de zilleti de kendi elindedir.” “Ne doğrar ne basar kümsükleyince (yumruk vurma) küser.” İnsanın toplum içinde ölçüsüz ve aykırı davranması hoş karşılanmaz. Bu konuyu ciddiye alan büyüklerimiz, haklı olarak ölçülü ve uyumlu olma konusundaki uyarılarını da şu güzel sözlerle yaparlar: “Ne düğün görmüş oynamış, ne ölü görmüş ağlamış.” “Ağlamayacağın cenazeye, oynamayacağın düğüne gitme!” “Ne ağdayı çeker, ne helvadan geçer.” 46 “Ağlamaz ki ağlayalım, gülmez ki gülelim.” “Sözünde özünde doğru olan her şeyini artırır.” “Şanına düşeni işle!” “Attığın okun varacağı yeri bilmen gerek.” “Kel yanında ka bak anılmaz.” “İğneyi kendine batır, çuvaldızı ele.” “Sen doğru ol, eğri belâsını bulur.” “Baş ağır, kulak sağır olmalı.” “Deve gelir Maraş’tan, iyilik hoştur iki baştan.” “Bulut gider Aydın’a bak işine, kaydına!” Bütün bunların içinde mutlulukmutsuzluk kavramlarını işleyen atasözlerimiz de vardır. İnsanın kendi elinde olduğu gibi değişik faktörlerin etkisiyle de mutluluk–mutsuzluk yer değiştirir. Ruh dünyamızın temel gıdası olan mutluluğun bizdeki kıymetinin hiçbir karşılığı yoktur. Aynı zamanda mutsuzluğun içimizde açtığı boşluğu ve tahribatı ölçecek bir alet de yoktur. İşte birkaç örnekle açıklamak gerekirse; “Kimi ağlar, kimi güler, dünyadır böyle gider.” “Kimi balı yer, kimini arı sokar.” “Kimi yağından yiyemez, kimi yavanından.” “Kimisine baht kurulu, kimisine kuru taht.” aşağıda atasözlerini okuyunca bunun kararını daha rahat vereceksiniz diyelim: “Baba evladına altından taht vermiş de baht verememiş.” gibi atasözlerimiz konuyu yalın bir biçimde ortaya koymaktadır. “Adamın alacası içinde, davarın alacası dışındı.” İçimizden az da olsa bir kısım insan içinde bulunduğu kötü duruma bakmayıp, sahip olması mümkün olmayan şeyleri ister. Normal olmayan bu durum toplum içindeki insanlar tarafından şöyle görülür: “Adamın eti yenmez, (gönü) derisi giyilmez, tatlı dilinden başka nesi var.” “Nala takacak mıhı yok, kaldırıma at sürer.” “Kişi vardır; ‘Acımdan öldüm demez’ ödağacından tabut ister.” “Ayran bulamaz içmeye kürkünen gider s….ya.” sözüyle bu insanları bize hatırlatır. Hayatımızın odak noktasında duran iç dünyamızı derinden sarsan dert, keder, üzüntü ve hüzün de atasözlerinde ziyadesiyle yer tutar. İnsanı yüreğinden yakalar, gecesini gündüzünü karartır. Gökyüzünde ki güneşi bile göremez hale getirir. Aşağıdaki sözler derdin, kederin ve hüznün bizi yani, psikolojimizi nasıl etkilediğini anlatır: “Ağacı kurt adamı dert bitirir.” “Adamın başı büyük olana kadar yaşı büyük olsun.” “Ağrılardan göz ağrısı, her kişinin öz ağrısı.” “Ağrısız baş olmaz.” “Ağrısız baş mezarda gerek.” “Ağlayanın bir derdi, gülenin beş derdi var.” derken de, belli etmesek de herkesin kendi bildiği, içinde sakladığı birçok derdi olduğu gerçeğini söylerler. Ayrıca dertli de olsa gönlün her zaman bir arzusu vardır; “Mahzun gönül, krallardan kız umar.” Sözü manidar bir biçimde bize bu gerçeği anlatır. Bu arada şunu söylemeden geçmemek lâzım diye düşünüyorum. Dert görünürde “Adamın bulaşığı yamandır.” “İnsanın hayvaniyeti yemekle, insaniyeti okumakla olur.” “Adamın kötüsü avcı, kadının kötüsü kovcu olur.” “Beşik”le hayata “Merhaba!” deriz. “Eşik”le hayat yolculuğumuz devam eder. “Keşik” ise ölüm sırasının bize geldiğini gösterir. “Âdemoğlu hilekârdır, kimse bilmez fendini.” “Ağacın çürüğü özünden olur, el için ağlayan gözünden olur.” “Ağacın meyvesi olursa başını aşağı salar.” “Ağaç devrileceği zaman bütün maymunlar kaçışır.” “Ağlatan gülmez.” “Ahlâka erişen göğe erişir.” hep sıkıntı, keder, üzüntü, yürek ağrısı diye bilinir. Oysaki tasavvuf ehli derdi sürekli talep eder. Ayrıca Şah Hatayi bir deyişinde dertten şikâyet etmediği gibi onu elinde tutmak için çabalar ve; “Bir derdim var, bin dermana değişmem.” der. Âşık Veysel ise; “Dağlar çiçek açar, Veysel dert açar.” diyerek derde olağanüstü bir bakış açısıyla bakar. Biz dertten çıkıp bu ömür yolculuğunda iyi insanların bize kattıkları, kötü insanların bizden aldıklarını düşünerek bir değerlendirme yapalım istedik. İyilerle bir arada olmanın kazancı bambaşka iken kötülerle bir olmanın hayatımızdan çaldıklarının haddi hesabı yoktur. Günlük hayatta birçok vesilelerle kullandığımız; “Üzüm üzüme baka baka kararır.” atasözünün ifade ettiği mana gereği birbirimizden etkileniriz. Bu iyi ya da kötü olsa da… İnsanı iyi-kötü diye ayırmak doğru mu, demeyin? Kötünün şerrinden hepimizi “Allah korusun!”, diyelim ve “Ahmak olan her zaman düşer.” “Akan sudan korkma, durgun sudan kork!” “İnsanın kötüsü zavallıya sataşır.” “Karnı tuluk, ağzı yumuk.” “Kişi duman kaldırırsa islenir.” “Kişi kendi ayıbını bilmez, elin ayıbını söyler.” “Kişi kendi halini bilse hoş değil mi?” “Kişi sözünden bilinir.” “Kişide gönül olmaz.” “Korkma gözlüden, sakın ikiyüzlüden.” “Köpek köyü için değil, kendi için havlar.” “Kötü düşünen kötü günde kalır.” “Minare de doğru ama içi eğri.” 47