Onun gönülde açacağı yarayı kimsenin
saramayacağını bile bile bu hataya
düşeriz. Halbuki,
“Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.”
“Ne gelirse dilden gelir.”
“Dilim seni dilim dilim dileyim.”
“Tatlı söz can azığı, acı söz baş kazığı.”
“Ağzından hayır çıkmaz, bari şer
söyleme.”
“Dilin kemiği yok ama kemiği kırar.”
“Sözünü tartıyla söyle!”
“Kiminin lâfı hayır, kiminin lâfı kahır.”
“Ağzı bozuk olanın dilinde perhiz
olmaz.”
“Kişi sözünden bilinir.”
“Ağzında bal olan arının kuyruğundu
zehir vardır.” Sözlerine kulak asacak
olsak, dilimize her geleni söylemesek,
karşımızdakinin ruh dünyasını alt-üst
etmemiş oluruz.
“Oydu! Buydu!”, “Şöyle miydi? Böyle
miydi?” arasında gidip gelmekten yorulan
kararsızların etrafındaki insanların
duygu dünyasını olumsuz etkiledikleri
bir gerçektir. Kararsızlığın ağına düşen
insanlar, tercih hakkını bir türlü olması
gerektiği gibi kullanamazlar. Bu, aynı
zamanda onun umursamaz tavrının da
bir sonucudur. Şaşkın ve umursamaz
halleri, karşıdakinin “Sinirlerini
zıplatır”, canını sıkar. Buna mukabil
“Lirayı bozar, kendini bozmaz.” Bu
anlattıklarımızı pekiştiren atasözlerinden
bir kısmı; dikkatinize sunmak üzere şöyle
toparladık:
“Ne han görmüş hanedan, ne öğüt
almış anadan.”
“Ne ölü görse ağlar, ne düğün görse
oynar.”
“Ne yardan geçer, ne serden.”
“Ne yer ne elini sahandan çeker.”
Atalar insanın görünen ve görünmeyen
yönlerinin olduğunu anlatmak ve bizlerin
dikkatini bu konuya çekmek için de şu
atasözlerini sıkça dillendirmişlerdir:
“Adamın adı çıkacağına canı çıksın.”
“Adamın ağzına bakarlar, atına ona
göre nal çakarlar.”
“Ağzındaki virde bak, şu tuttuğu yurda
bak.”
“Ağzı peke söz aç, alavuzdan çabuk
kaç!”
“Ne ağılı ol ki atsınlar (seni), ne şeker ol
ki, yutsunlar (seni)!”
“Adamın alacası içinde, davarın alacası
dışında.”
“Her ağlamanın bir gülmesi olur.”
“Gönlün yazı var, kışı var.”
”Kişinin hürmeti de zilleti de kendi
elindedir.”
“Ne doğrar ne basar kümsükleyince
(yumruk vurma) küser.”
İnsanın toplum içinde ölçüsüz ve aykırı
davranması hoş karşılanmaz. Bu konuyu
ciddiye alan büyüklerimiz, haklı olarak
ölçülü ve uyumlu olma konusundaki
uyarılarını da şu güzel sözlerle yaparlar:
“Ne düğün görmüş oynamış, ne ölü
görmüş ağlamış.”
“Ağlamayacağın cenazeye,
oynamayacağın düğüne gitme!”
“Ne ağdayı çeker, ne helvadan geçer.”
46
“Ağlamaz ki ağlayalım, gülmez ki
gülelim.”
“Sözünde özünde doğru olan her şeyini
artırır.”
“Şanına düşeni işle!”
“Attığın okun varacağı yeri bilmen
gerek.”
“Kel yanında ka bak anılmaz.”
“İğneyi kendine batır, çuvaldızı ele.”
“Sen doğru ol, eğri belâsını bulur.”
“Baş ağır, kulak sağır olmalı.”
“Deve gelir Maraş’tan, iyilik hoştur iki
baştan.”
“Bulut gider Aydın’a bak işine,
kaydına!”
Bütün bunların içinde mutlulukmutsuzluk kavramlarını işleyen
atasözlerimiz de vardır. İnsanın kendi
elinde olduğu gibi değişik faktörlerin
etkisiyle de mutluluk–mutsuzluk yer
değiştirir. Ruh dünyamızın temel gıdası
olan mutluluğun bizdeki kıymetinin
hiçbir karşılığı yoktur. Aynı zamanda
mutsuzluğun içimizde açtığı boşluğu ve
tahribatı ölçecek bir alet de yoktur. İşte
birkaç örnekle açıklamak gerekirse;
“Kimi ağlar, kimi güler, dünyadır böyle
gider.”
“Kimi balı yer, kimini arı sokar.”
“Kimi yağından yiyemez, kimi
yavanından.”
“Kimisine baht kurulu, kimisine kuru
taht.”
aşağıda atasözlerini okuyunca bunun
kararını daha rahat vereceksiniz diyelim:
“Baba evladına altından taht vermiş
de baht verememiş.” gibi atasözlerimiz
konuyu yalın bir biçimde ortaya
koymaktadır.
“Adamın alacası içinde, davarın alacası
dışındı.”
İçimizden az da olsa bir kısım insan
içinde bulunduğu kötü duruma
bakmayıp, sahip olması mümkün
olmayan şeyleri ister. Normal olmayan
bu durum toplum içindeki insanlar
tarafından şöyle görülür:
“Adamın eti yenmez, (gönü) derisi
giyilmez, tatlı dilinden başka nesi var.”
“Nala takacak mıhı yok, kaldırıma at
sürer.”
“Kişi vardır; ‘Acımdan öldüm demez’
ödağacından tabut ister.”
“Ayran bulamaz içmeye kürkünen
gider s….ya.” sözüyle bu insanları bize
hatırlatır.
Hayatımızın odak noktasında duran
iç dünyamızı derinden sarsan dert,
keder, üzüntü ve hüzün de atasözlerinde
ziyadesiyle yer tutar. İnsanı yüreğinden
yakalar, gecesini gündüzünü karartır.
Gökyüzünde ki güneşi bile göremez hale
getirir. Aşağıdaki sözler derdin, kederin
ve hüznün bizi yani, psikolojimizi nasıl
etkilediğini anlatır:
“Ağacı kurt adamı dert bitirir.”
“Adamın başı büyük olana kadar yaşı
büyük olsun.”
“Ağrılardan göz ağrısı, her kişinin öz
ağrısı.”
“Ağrısız baş olmaz.”
“Ağrısız baş mezarda gerek.”
“Ağlayanın bir derdi, gülenin beş derdi
var.” derken de, belli etmesek de herkesin
kendi bildiği, içinde sakladığı birçok derdi
olduğu gerçeğini söylerler. Ayrıca dertli de
olsa gönlün her zaman bir arzusu vardır;
“Mahzun gönül, krallardan kız umar.” Sözü
manidar bir biçimde bize bu gerçeği anlatır.
Bu arada şunu söylemeden geçmemek
lâzım diye düşünüyorum. Dert görünürde
“Adamın bulaşığı yamandır.”
“İnsanın hayvaniyeti yemekle,
insaniyeti okumakla olur.”
“Adamın kötüsü avcı, kadının kötüsü
kovcu olur.”
“Beşik”le hayata
“Merhaba!” deriz.
“Eşik”le hayat
yolculuğumuz
devam eder.
“Keşik” ise ölüm
sırasının bize
geldiğini gösterir.
“Âdemoğlu hilekârdır, kimse bilmez
fendini.”
“Ağacın çürüğü özünden olur, el için
ağlayan gözünden olur.”
“Ağacın meyvesi olursa başını aşağı
salar.”
“Ağaç devrileceği zaman bütün
maymunlar kaçışır.”
“Ağlatan gülmez.”
“Ahlâka erişen göğe erişir.”
hep sıkıntı, keder, üzüntü, yürek ağrısı
diye bilinir. Oysaki tasavvuf ehli derdi
sürekli talep eder. Ayrıca Şah Hatayi bir
deyişinde dertten şikâyet etmediği gibi
onu elinde tutmak için çabalar ve; “Bir
derdim var, bin dermana değişmem.” der.
Âşık Veysel ise; “Dağlar çiçek açar, Veysel
dert açar.” diyerek derde olağanüstü bir
bakış açısıyla bakar.
Biz dertten çıkıp bu ömür yolculuğunda
iyi insanların bize kattıkları, kötü
insanların bizden aldıklarını düşünerek
bir değerlendirme yapalım istedik. İyilerle
bir arada olmanın kazancı bambaşka
iken kötülerle bir olmanın hayatımızdan
çaldıklarının haddi hesabı yoktur. Günlük
hayatta birçok vesilelerle kullandığımız;
“Üzüm üzüme baka baka kararır.”
atasözünün ifade ettiği mana gereği
birbirimizden etkileniriz. Bu iyi ya da kötü
olsa da… İnsanı iyi-kötü diye ayırmak
doğru mu, demeyin? Kötünün şerrinden
hepimizi “Allah korusun!”, diyelim ve
“Ahmak olan her zaman düşer.”
“Akan sudan korkma, durgun sudan
kork!”
“İnsanın kötüsü zavallıya sataşır.”
“Karnı tuluk, ağzı yumuk.”
“Kişi duman kaldırırsa islenir.”
“Kişi kendi ayıbını bilmez, elin ayıbını
söyler.”
“Kişi kendi halini bilse hoş değil mi?”
“Kişi sözünden bilinir.”
“Kişide gönül olmaz.”
“Korkma gözlüden, sakın ikiyüzlüden.”
“Köpek köyü için değil, kendi için
havlar.”
“Kötü düşünen kötü günde kalır.”
“Minare de doğru ama içi eğri.”
47