SozSehri Sayı 5 | Page 42

değiller. İnsan eğer nefsinin ardına düşerse hayvandan aşağı ama ruhunun peşine düşerse meleklerin imreneceği birisi haline dönüşüyor. Bunu sağlayan ne? Günah işleme potansiyeline rağmen günahtan uzak duruşu. Buradan bakınca günah bir nimettir aslında. Nasıl bir nimettir? İşlemezsin nimet olur. Sevdiğim bir hocam öyle diyordu:“ İçki de bir nimettir, içmezsen nimet olur.” Madem insan meleklerden yukarı çıkmak için yahut hayvandan aşağı düşmemek için çabalıyor. Oradaki önemli olan kriter, günah ve amel. Kalbin günahı dediğimiz şey gizli günah diyoruz, buda mücerret olduğu için soyut olduğu için görmüyoruz, bilmiyoruz bilmediğimiz şeye de tövbe edemeyiz. O zaman asıl mesele başkasının hırsızlığı, ötekinin sarhoşluğu değil, benim kalbimdeki var olan günah. Onu ben nasıl çıkaracağım, onunda tek yolu var diye düşünüyorum. İşte İhramcızade’ nin memleketindeyiz, düşünün o“ Sür çıkar ağyâri dîlden, tâ tecelli ede Hak. Pâdişah konmaz saraya, hâne mâmur olmadan” kalbi söylüyor Şems-i Sivasi. Kalb nasıl düzelir? Tek bir şekilde, Mürşid-i Kamil ben Onu bilir, Onu söylerim. Başka yolu var mı bilmiyorum. Belki vardır yok diyemem ama ben şu ana kadar ne kitaplarda rast geldim o başka yola, ne becere bilenini gördüm. Mürşidi tarif ederken mir’ at’ ül musaffâ derler yani“ saf ayna”. İnsan bir aynaya bakacak ki yakasını düzeltsin. Görünür böyle. Görülmeyende Mürşidin gönül aynasında kendini seyrettiğin anda kalpteki sıkıntı orda aşikar olur. Yanına gide gele dersin ki“ aaaa bende kibir, ucub, riya var”, tevazu ehlini görürsün kibrini fark edersin. Bunun için o saf aynalara ihtiyaç var. Onlarsız egodan kurtulamayız diye düşünüyorum.
Dünyada Müslümanların durumu şer gözükse de hayır getirecek inşallah.“ Bizi” unutmuş bir olan Türkiye var. Biz şuan“ ben” demiyoruz. Ümmet bilinci var. Suriye, Filistin, Mısır, Libya, Lübnan hepsinde bir uyanış var. Civanın dağılmış parçaları yeniden bir araya gelecek. Siz bugün bunu nasıl görüyorsunuz. Aklıyla hareket eden bir batı, gönlüyle hareket eden bir ümmet ve başında bir Türkiye.
Ahmet Taşgetiren abimin çok güzel bir sözü var.“ Dünya islama muhtaç, islamda Müslümanlara. Biz hakiki Müslüman olabilirsek hem ümmetin derdi bitecek, bizi bitirmek isteyenlerinde derdine derman olacağız. Yani bugün sadece Filistin’ in, Mısır’ ın, Ürdün’ ün bize ihtiyacı yok. Newyork’ un da bize ihtiyacı var. Bizim üfleyeceğimiz soluğa Kanada’ nın, Tokyo’ nun, Moskova’ ın da ihtiyacı var. Bizi öldürmeye gelenler dirilmek için bize muhtaçlar. Ama ortada“ biz” yokuz. Acı olan bu. Biz var mıyız bugün ortada?
Türkiye’ de ki Müslümanları nasıl görüyorsunuz?
Ümitvar olmak lazım ama ben çok ümitvar olamıyorum. Görüyoruz işte ahvali. Şöyle sevdiğim bir hocamın sözüyle söyleyeyim. Adliye mahkemelerine gidin bakın en büyük dava ne? Yüzde atmış civarında miras davaları birinci sırada. Miras davaları kiminle kimin arasında olur? Kardeşle kardeş arasında. Bunlar kardeş olamıyorken ben nasıl Türk ile Kürdü kardeş yapayım. Laz ile Çerkez’ i nasıl kardeş yapacağım. Kavga etmek için sebep arıyoruz. Dertlerden biriside o. Ama ümitvar olmak zorundayız.
Yüzyıl önceki Müslümanlarla yüzyıl sonra yaşayacak Müslümanları enaniyet, bencillik yönüyle değerlendirebilir misiniz?
Geçmişte yaşayanlar bir defa şöyle genel bir ölçü vardır. Asrı saadetten kıyamete kadar giderken her gelen nesil giden nesilden biraz daha kötü olacak. Gelen gideni aratacak. Gelen günde giden günden kötü olacak. Niye? Düşünün Ashap Allah Resulünü gördüğü için Ashap, Tabiin onu göreni gördüğü için güzel, Tebeüt Tabiin bu şekilde devam ediyor. Yüz yıl önceki Müslümanlar Osmanlıyı gördüler, yalan yanlış, yarım, yamalak, meşrutiyeti, ittihat terakkisi, Tanzimat’ ı, sonrası falan. Ama Osmanlıyı gördüler. O iz vardı, o asalet vardı. Refii Cevat Ulunay’ ın bir kitabı var.“ Eski İstanbul Yosmaları” diye. O kitabı okuduğum vakit yahu bu günün delikanlısı yüzyıl öncenin yosması kadar delikanlı değil dedim. Niye? Onlarda Osmanlıyı gördüler, yaşadılar. Yüzyıl sonra ne olur? İnşaallah iyi olur. Ama burada bence sihirli kelime şu; biz iyi olsun istiyoruz ama kimsenin bedel ödemeye tahammülü de yok, hazırlığı da yok. Yani şöyle söyleyeyim; tayip Erdoğan diye bir adam var, gidiyor Davos’ ta“ one minute” diyor, öbür tarafta dünya beşten büyük diyor, delikanlılık yapıyor. Bende oturayım, bir ev daha alayım, çocukları koleje yollayayım, arabanın modelini yükselteyim, aman benim huzuruma dokunulmasın, çocuğum öksürmesin, ben bedel ödemeyeyim. Böyle bir hayat yok. O bedel ödenecek.“ Sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmedikçe cennete girivereceğinizi mi zannediyorsunuz?” bu nettir. Bu bedeli ödemeye razı olursak, göze alırsak, bir şeyler yaparsak, gayret edersek olacak. Anne gayret edecek, çocuk gayret edecek, doktor gayret edecek, imam gayret edecek, devletin kurumları gayret edecek, önce fark edecek, neyi kaybettiğimizi, nerde bulacağımızı anlayacak, bulmaya uğraşacak, bulduktan sonra muhafaza edecek, yaşayacak ondan sonra güzel olacak umudumuz, niyazımız o.
“ Mevlana dert varsa dermen oraya akar” diyor. Bugün insanların problemi o. Hiç kimse dert aramıyor, derman arıyor. Halbuki dert lazım.
20