OCAK - ŞUBAT - MART 2016
Bizimle Var Olan,
Bizimle Yaşayan:
Mustafa AKPINAR
Doğduğumuzda sağ kulağımıza
okunan ezan ve sol kulağımıza okunan
kametle musikiye aşina olarak dünyaya
geliriz. Bebeklik dönemimizde de
annemizin bizi kucağına alarak söylediği
terennümlü ninnilerle dalarız tatlı
uykularımıza. Makamını bilmeden
söyler annelerimiz, ninelerimiz uşşak
ve hüseyni makamında ki ninnileri.
Bundan olsa gerektir büyüdüğümüzde
bu makamda söylenen türkü ve
şarkılara aşinalığımız, muhabbetimiz,
sıcaklığımız...
Melodi...
başl arlar bu işe. İslamiyet’te daha saygı
görür güzel ses. Zira ilk ezanı güzel sesli
Bilal-i Habeşî okur. Allah’ın huzuruna
çağrılan mü’min, davete bu sesle icabet
eder. Allah’ın kelamı Kur’an makamlarla
okunur.
O nedenle saygındır müzik adamı.
Bugünün popüler şarkıcılardan farklı
bir yere sahiptirler. Öyle ki; Osmanlı
dönemlerinde gazel hanlar, fasıl
edenler itibar görürler saraylarda.
Padişahların kendi oturdukları tahttan
kalkıp yer vermeleri onların saygın
kişiler olduğunu gösterir. Onları saygı
ruhu sakinlesin, şifa bulsun diye suyla
tedavi edilir ve hastalığına göre değişen
makamlar icra edilirdi. Mesela uşşak
makamı kalp, karaciğer, sıtma ve mide
hastalıklarının ilacıdır. Neva makamı
kadın hastalıklarına, rast makamı ise
havale ve felç illetine iyi gelir. Büzürk
makamı ateşli hastalıklara iyi gelir, zihni
temizler, vesvese ve korkuyu uzaklaştırır.
Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Bu verilen
tedavi şekilleri Sivas’ta da Buruciye
Medresesi’nde Divriği Ulu Cami’de
özellikle de ruhsal bozuklukları olan
hastalara su şırıltısı ve müzikle tedaviler
uygulanırdı.
İnsanlığın tarihi kadar eskidir
musiki… Sesi yaratan Rab, güzelini de,
onu anlayacak kulağı da yaratmıştır.
Vermişse bu güzelliği vardır bir hikmeti.
İlimdir müzik. İlk Martin Luther’in sayısal
denkleme döktüğü söylense de o güne
kadar söylenen melodilerde de vardır
bu incelik. Belki adı konulmamıştır
dinlediğinde ruhu teskin eden bu
notaların. İnsan ve müziğin, ruh ve
melodilerin birbirini etkilediği aşikârdır.
Notaları sayısallaştıran, müzik aletlerini
bulan insan, duygularıyla da nameleri,
besteleri bulmuştur. Bu melodilerde
insanın ruhunu beslemiştir, inkâra mahal
vermez bu gerçek.
İnsanın dünya macerasını ilk
dinlediğimiz kaynaklar dini kaynaklardır
biz inananlar için. Müslümanlar arasında
Hz. Davut’un sesi efsanedir. Güzel ve gür
bir ses dinlediğimizde Davudî ses deriz
gayri ihtiyari. Bilinçaltımıza yerleşmiştir
bu deyim. Yahudiler için de bu böyledir.
Hristiyanlar için de. Hristiyanlar için
müzik zaten kilise ile özdeştir. Kilisede
söylenen ilahiler ve onlara eşlik eden
müzik aletleriyle hayat bulur melodiler.
En önemli klasik bestecileri kilisede
46
etkilenmiştir Amerika’ya gelen köle
Afrikalıların halk müziğidir. Amerika’da
köle olarak çalıştırılan siyahiler
duygularını, sökülüp getirildikleri
topraklara hasretlerini anlatırlar caz
ile. Bizde ki uzun havalar, türkülerde
Anadolu’nun bağrından çıkmıştır.
Sözün değerli olduğu, duyguların
çıplak gezmediği dönemlerde az ama
öz anlatmanın adıdır türküler. Şehit
oğlunun ardından bir annenin yüreğinin
ve ciğerinin sesidir ağıtlar. Bir şevktir
musiki, semazenin sağ elini Hakk’a
kaldıran, sol elini halka daldıran. Aynı
zamanda Allah aşkıyla yanan dervişlerin
semaya yükselen yakarışlarıdır.
Sevgiliye duyulan hisler en güzel
Neşet Ertaş türküleriyle anlatılmaz mı?
Nane ve limonun soğuk algınlığında
içilmesi gerektiğini anlatır Barış Manço.
Son zamanların popüler müziği gibi
hiçliğe yazılmamıştır. Takvimler hangi
zamanı gösterirse göstersin kalıcıdır,
sahicidir, hiçbiri boş değildir. İnsana
dairdir. Hayata dairdir. Yeni doğana,
bu dünyadan göçüp gidene, iki ezan
arasında yaşanan ömrün her anına dair
diyecek sözü vardır namelerin.
ve huşu ile dinlerler ve dinleyerek
rahatlarlar bir nebze de olsa. Zira gazel
hanlar saygın, hassas, insana rahatlık
veren kişilerdir. Osmanlıda müzik
aynı zamanda bir tedavi yöntemidir.
Akıl hastaları Avrupa’da şeytanın ele
geçirdiği kişiler olarak görülüp, deli
dahi denilmekten imtina edilir ‘’Allah’ın
hikmetinden sual edilmez’’ denilirdi.
Osmanlıda onlara Meczûbi yani Allah
katına “cezb edilmiş” denilir, hastaların
Müzik öyle, yürürken, bir şeyler
atıştırırken fastfood yiyeceklerin yanına
meze edilecek, uykuya dalarken, alış
veriş merkezlerinde, kuaförlerde öylesine
dinlediğiniz bir şey değildir. Müzik ortak
kadere, yazgıya yazılmıştır. Yalnız değilsin
der dinleyenlere. Bu hayatta seninle aynı
sevinçleri, aşkları, ayrılıkları, hasretleri,
acıları, zulümleri yaşayanlar var der.
Kısacası insan doğduğunda bir
makamla ezanı okunur kulağına,
öldüğünde de başka bir makamla
okunan selayla son bulur ömrü. Bu
şekilde hayat melodi ile başlar melodi ile
biter…
Her ülkenin kendine has ezgileri
vardır. Mesela, caz en çok Blues’den
47