Zira Ezel ve Ebed sultanı
Rabbimiz, “Ben âlemlere
sığmam ama mümin
kulumun kalbine
sığarım” buyurmuş…
O yüzden bugün insan mutsuz,
huzursuz ve yapayalnız.
Bilmiyorum yıldızlar mı daha uzak
bugünün insanına, yoksa mutluluk mu?
Ama bakın İslam düşüncesi insanı
nasıl tarif ediyor:
Çünkü insan Rabbi ile barışık değil.
Çünkü beşer Rabbinden koparılmış.
Çünkü insan, kendi kaidesinden
indirilmiş. Boşlukta! Allah’ın mükerrem
ve müşerref kulu, adi bir et yığınından
ibaret! Maksatsız, müntehasız, mutsuz…
“İnsan şu kâinat ağacının en son ve en
cemi’yetle, sayısız istidat ve melekeleri
kendinde barındıran harika bir meyvesi”
Çünkü şu medeniyet onu hayvan
derekesine indirmiş. İnsan o anlayış
elinde zebun! Bugün batının kendisiyle
iftihar ettiği düşünürlerin insana
verdikleri değer bu! Kimine göre
“araştıran bir hayvandır, insan” (Thales),
kimine göre “sorgulayan bir hayvan”
(Sokrates)… Platon “İnsan toplumsal
bir hayvandır” diyor. Aristo ise insanı,
“düşünen” bir hayvan olarak niteliyor.
Onların tümünün söylemek istediğini
batının çağdaş düşünürlerinden
Nietzche (Niçe) bir çırpıda söylüyor ve
“İnsan düpedüz bir hayvandır” diyor.
“Kainat eğer büyük bir kitap kabul
edilirse –ki öyledir- insan onan ‘ayetü’lkübrası’dır”, demişler. Ne muhteşem bir
tanım. Ne yüksek bir değir!
Peki, bu anlayış insana ne verebilir
mutluluk adına?
38
Yem ve cinsel haz!
Ama yazık ki hiçbir dönemde de
bugünkü kadar ruhen fakir, fikren
dağınık, kalben müşevveş ve hayat
nimeti itibarıyla da bu kadar perişan
olmadı…
Batının da yaptığı bu işte!
“Bu âlemin çekirdeği ve var ediliş
gayesi!”
Bakın şu yaklaşıma! “İnsan şu kainat
kitabının, İsmi azamı mahiyetinde
taşıyan ‘ayete’l-kürsisi’dir.” Şu kainat
sarayının en nazinin en kıymetli misfiri!
Ezel ve Ebed sultanın son derece dikkatli,
mahir bir keşşafıdır ki kainatın içindeki
gizlenmiş ilahi esrarı devşirmekle
emrolunmuş!
Rabbin nazdar bir sevgilisi, yeryüzüne
halife diye gönderdiği onurlu ve geniş
yetkili bir müfettiş! Türlü türlü cihazlarla
donatılmış; her türlü ilahi sırları kavrayıp
ondan kendisine ebedi bir saadet ve
mutluluk inşa edebilecek bir abdidir, bir
kuludur.
Kâinatın bütün güçleri, kuvvetleri ve
varlıkları ya bizzat veya dolaylı olarak
onun emrine verilmiş, onun rahat
bir hayat sürmesi için, emre amade
kılınmıştır.
Bütün yaratıklar içinde ihtiyacı en
fazla olan odur. Varlıkça en aciz olan
da odur. Ama o yüklendiği emanet ve
kendisine verilen akıl nimetiyle diğer tüm
varlıkların üstünde bir kıymet kazanmış
nazlı ve kıymetli bir Hak dostudur.
Kalbinin batını, “aine-i Samed’ir. O
yüzden o kalbin en büyük ve en kıymetli
meyvesi olan sevgi ve muhabbet ancak
Allaha ait kılınırsa insan mutluluğa erer.
Zira Ezel ve Ebed sultanı Rabbimiz,
“Ben âlemlere sığmam ama
mümin kulumun kalbine sığarım”
buyurmuş…
İşte mutluluk O’nunladır.
Kalp ancak onun zikriyle mutlu olur,
mutmain olur.
Kadınla değil, mal ile değil, parayla
değil, sağlıkla değil, imkanla değil, aşkla
değil…
İlla O’nun zikriyle…
İlla onun zikriyle!
39