SozSehri Sayı 4 | Seite 38

İnsan! Kalbin Mutluluğu İnsan Ona Muhtaç Rabbin, yüreğinde cemalini temaşa ettiği mücella ayna! Bir tarafı nur öbür yüzü sır. Karanlığı ve aydınlığı aynı anda kendinde barındıran muamma… Nefsine meftun, Rabbine müştak! Mutluluk Olmadan Nefes Bile Alamaz M.Ali BULUT Bazen bir kitaptır o. Bazen ‘Usatısı’nı müşir bir harf. İçine umman sıkıştırılmış bir damla! Hayır, nefsi ve hırsları kuşatmıştır onu... Haylazlıkları ve yaramazlıkları boynuna bukağı gibi asılmıştır. Ağırlığından kaldıramaz başını. Ayaklarının dibinde ve nefsinin eşelendiği yerde dönüp dolaşır! Bedeni hazlarda, dünyevi lezzetlerde! “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek sevimli geldi, insanı yarattım” diyen Rabbin, bilmekle mükellef kıldığı varlık. Birbirine de benzerler mamafih! Bedenin hazları çoğu kere kalbin lahuti tatlarıyla bir sanılır. Her varlık ilahi kudret karşısında laldir, mecburdur ve mahkûmdur. Bir tek o! O serbest bırakılmış. Çünkü suret-i Rahmanda yaratılmış. Tüm esma onda tecelli halindedir. Rabb, kendindeki her hal ile onu muttasıf kılmış. Ta ki bilmeyi bilsin! Rabbini hakkıyla tanısın ve kulluğun yeni mutluluğun zirvesine ersin! Oysa o, bir Anka’dır. Göklerdedir kanatlarına güç verecek esrar! Rabbin çağrısındadır! Mutluluk, bizzat o tatsın diye, var edildi. İslamiyet de o mutluluğun adıdır; insaniyet-i Kübra! Ubudiyetle o zirveye varılır. Mutluğun ve ilahi istiğrakın zirvesine! Bir tür Nirvana! Ama yoksunluk değil bu Nirvana. Bütünün idrakine varmaktır. Bütünde bir parça olmaktır. Var olmanın idrakine varış! Tüm hücrelerin ilahi sevgi ile meşbu’ olduğu hal! Mutluluk! “Kalbinin yatışması benimledir ey kul” der ona Rabbi. Duymaz. “Sen bir balıksın, senin duru denizin benim” der aldırmaz. İlla da yeryüzüne dikmiştir bakışlarını. Hazda arar, sazda arar, tuzda arar. 36 fani hazlarda arar. Eşte, düşte işte arar. Bilmez ki Rabbin katındandır mutluluk. Başını kaldırıp bir ufka baksa, onu görecek ve anlayacak. İnsan ona muhtaçtır. Mutluluk olmadan nefes bile alamaz. Onsuz aç ve bî ilaçtır. Ancak onu bulunca kemale ermiş olur. Onsuz eksiktir, onsuz yalnızdır, onsuz nâ tamamdır. Hep onu arar. Hep onu ermek için vuruşur, savaşır. Sevgilinin cemalinin peşindedir hep. Yani mutluluğun! Ama çoğu kere o cemalin kırık aynalara yansımış suretlerini toplar mutluluk diye. Parlak şeylere konmaya ne de teşnedir insan ruhu! Hep kırıntıların peşindedir mutluğa ermek için! Malda arar, mülkte arar, “Kalbinin yatışması benimledir ey kul” der ona Rabbi. Duymaz. “Sen bir balıksın, senin duru denizin benim” der aldırmaz. İlla da yeryüzüne dikmiştir bakışlarını. Hazda arar, sazda arar, tuzda arar. Göklerin melekûtuna kapatmıştır sadrını günümüz insanı. Maddede arar mutluğunu. Manaya kördür gözleri. Akmıştır gözlerine aklı, gözleriyle düşünür ve teniyle içer hasreti. Sızmaz o hazla. Şişelerle içse küplerle içse dindiremez içindeki hasreti. Ona varmadan, Onu anmadan ne mutlu eder ki insanı! Senin mutluluğun benimledir ey fani. Benim zikrim iledir. Ne kadın doldurur boşluğu, ne rüya ne gerçek! Ama insan biteviye maddede arar onu. Maddiyatta ve tende arar. Nafile! İşte bak! İnsan bugün hiçbir dönemde sahip olmadığı kadar dünyayı ele geçirmiş durumda! Ama yine mutsuz. Ve zirvesinde mutsuzluğun. Evet, hiçbir dönemde insanoğlu bugünkü kadar imkânlara sahip olmadı mutlu olmak ve kalbini yatıştırmak için! 37