İnsan!
Kalbin Mutluluğu
İnsan Ona Muhtaç
Rabbin, yüreğinde cemalini temaşa
ettiği mücella ayna! Bir tarafı nur öbür
yüzü sır. Karanlığı ve aydınlığı aynı
anda kendinde barındıran muamma…
Nefsine meftun, Rabbine müştak!
Mutluluk Olmadan Nefes Bile Alamaz
M.Ali BULUT
Bazen bir kitaptır o. Bazen ‘Usatısı’nı
müşir bir harf. İçine umman sıkıştırılmış
bir damla!
Hayır, nefsi ve hırsları kuşatmıştır onu...
Haylazlıkları ve yaramazlıkları boynuna
bukağı gibi asılmıştır. Ağırlığından
kaldıramaz başını. Ayaklarının dibinde ve
nefsinin eşelendiği yerde dönüp dolaşır!
Bedeni hazlarda, dünyevi lezzetlerde!
“Ben gizli bir hazine idim, bilinmek
sevimli geldi, insanı yarattım” diyen
Rabbin, bilmekle mükellef kıldığı varlık.
Birbirine de benzerler mamafih!
Bedenin hazları çoğu kere kalbin lahuti
tatlarıyla bir sanılır.
Her varlık ilahi kudret karşısında laldir,
mecburdur ve mahkûmdur. Bir tek
o! O serbest bırakılmış. Çünkü suret-i
Rahmanda yaratılmış. Tüm esma onda
tecelli halindedir. Rabb, kendindeki her
hal ile onu muttasıf kılmış. Ta ki bilmeyi
bilsin! Rabbini hakkıyla tanısın ve
kulluğun yeni mutluluğun zirvesine ersin!
Oysa o, bir Anka’dır. Göklerdedir
kanatlarına güç verecek esrar! Rabbin
çağrısındadır!
Mutluluk, bizzat o tatsın diye, var
edildi. İslamiyet de o mutluluğun
adıdır; insaniyet-i Kübra! Ubudiyetle
o zirveye varılır. Mutluğun ve ilahi
istiğrakın zirvesine! Bir tür Nirvana! Ama
yoksunluk değil bu Nirvana. Bütünün
idrakine varmaktır. Bütünde bir parça
olmaktır. Var olmanın idrakine varış! Tüm
hücrelerin ilahi sevgi ile meşbu’ olduğu
hal!
Mutluluk!
“Kalbinin yatışması
benimledir ey kul” der
ona Rabbi. Duymaz.
“Sen bir balıksın, senin
duru denizin benim”
der aldırmaz. İlla da
yeryüzüne dikmiştir
bakışlarını. Hazda arar,
sazda arar, tuzda arar.
36
fani hazlarda arar. Eşte, düşte işte arar.
Bilmez ki Rabbin katındandır mutluluk.
Başını kaldırıp bir ufka baksa, onu
görecek ve anlayacak.
İnsan ona muhtaçtır. Mutluluk
olmadan nefes bile alamaz. Onsuz aç
ve bî ilaçtır. Ancak onu bulunca kemale
ermiş olur.
Onsuz eksiktir, onsuz yalnızdır, onsuz
nâ tamamdır. Hep onu arar. Hep onu
ermek için vuruşur, savaşır.
Sevgilinin cemalinin peşindedir
hep. Yani mutluluğun! Ama çoğu kere
o cemalin kırık aynalara yansımış
suretlerini toplar mutluluk diye. Parlak
şeylere konmaya ne de teşnedir insan
ruhu! Hep kırıntıların peşindedir mutluğa
ermek için! Malda arar, mülkte arar,
“Kalbinin yatışması benimledir ey
kul” der ona Rabbi. Duymaz. “Sen bir
balıksın, senin duru denizin benim” der
aldırmaz. İlla da yeryüzüne dikmiştir
bakışlarını. Hazda arar, sazda arar, tuzda
arar.
Göklerin melekûtuna kapatmıştır
sadrını günümüz insanı. Maddede arar
mutluğunu. Manaya kördür gözleri.
Akmıştır gözlerine aklı, gözleriyle
düşünür ve teniyle içer hasreti.
Sızmaz o hazla. Şişelerle içse küplerle
içse dindiremez içindeki hasreti. Ona
varmadan, Onu anmadan ne mutlu eder
ki insanı!
Senin mutluluğun benimledir ey fani.
Benim zikrim iledir. Ne kadın doldurur
boşluğu, ne rüya ne gerçek!
Ama insan biteviye maddede arar onu.
Maddiyatta ve tende arar.
Nafile!
İşte bak! İnsan bugün hiçbir dönemde
sahip olmadığı kadar dünyayı ele
geçirmiş durumda! Ama yine mutsuz. Ve
zirvesinde mutsuzluğun.
Evet, hiçbir dönemde insanoğlu
bugünkü kadar imkânlara sahip olmadı
mutlu olmak ve kalbini yatıştırmak için!
37