SozSehri Sayı 4 | Page 32

verdim, torun torba sahibi oldum, elin memleketine alışamadım.” “Yirmi değil, otuz değil kırk yıl oldu alışamadım, alışamadım, alışamadım.” gibi sızlanmalarının yanında “Orada yabancı, burada Almancı” olmanın şikâyetini hep dillendirip dururlar. annesini kokusundan tanır. Annesine, başkalarına göstermediği yaklaşımı gösterir, evdekilerin seslerini tanıyıp ayırt eder. O sebeptendir ki uzmanlar, hamile annelere, babalara hatta varsa kardeşlerine, bebekle konuşmaları ko nusunda telkinde bulunurlar. Şimdi iyi düşünmek lâzım; bu aidiyet değil de nedir? Bırakın yurt dışını, Türkiye’nin bir ilinden başka bir iline çalışmaya giden, hatta bir köyden diğer bir köye gelin giden için bile gurbet çekilmezdir, katlanılmazdır. Herkesin evi, ailesi, memleketi, suyu havası bile kendine özeldir. Onunla sevinir, onunla dertlenir, onunla yaşar. “Hemşeri” ifadesi de bu anlamda çok kıymetli ve özel bir duygudur. Yurt içinde kendi köylün, kendi memleketlin önemli olurken yurt dışında “Türkiye” vatandaşı olmak “Aidiyet duygusu”nu yaşamak için kâfidir. Oralarda bile herkes kendi coğrafyasından gelen insanlarla bir arada yaşama isteği ile hareket eder. Genel olarak aynı şehirlerde ve bölgelerde yaşamayı seçerler. İnsanoğlunun bu duygusunun tezahürü olarak ahiret âleminde bile sevdikleriyle beraber olma isteği dualarda yerini alır. İlerleyen zamanlarda bu “aidiyet duygusu” değişir ve gelişir. Ama değişmeyen tek şey, “aidiyet duygusu”nun doğuştan gelen bir ihtiyaç yahut duygu olduğudur. İnsan, annesinden sonra ilk “aidiyet duygusu”nu ailede tadar, büyüdükçe, geliştikçe “aidiyet duygusu” da gelişir. Bir çocuğun büyümesi esnasında, önce aileyi sonra okulu, çevreyi, ülkeyi ve dünyayı keşfetmesi gibi… Bizim “kim” olduğumuzu, içinde bulunduğumuz aile, doğduğumuz ya da yaşadığımız şehirler belirler. Okuduğumuz okul, arkadaş gurubumuz, tuttuğumuz futbol takımı yahut seçmeni olduğumuz siyasi parti bizi tanımlar. Meselâ; ilk defa karşılaştığımız bir insana “nereli” olduğunu sormak onu en kısa yoldan tanımamızı sağlar. İşte bütün bunlardan dolayı, “aidiyet duygusu” çok önemlidir. Biz istesek de istemesek de genetik kodlarımızda vardır. Gurbet, ayrılık ve ölüm bu yüzden canımızı çok acıtır. Çünkü kendimizi ait hissettiğimiz; topraktan, ana-babadan, sevdiğimizden ayrı düşürür ve biz bunu bir türlü kabul edemeyiz. Bu konuda yazılmış sayısız şiir, türkü ve atasözleri bunlara en güzel örnektir. İşte türkülerimizden birkaç örnek: “Buraları sevemedim gönlüm orada Yanıyorum eyvah tuz biber yarada” “Açtı m’ola şu Sivas’ın gülü yaprağı Çekti bizi bu yerlerin suyu toprağı” “Garip kaldım yüreğime dert oldu Ellerin vatanı bana yurt oldu” 30 “Allah Peygamber efendimizin sancağı altında toplanmayı nasip etsin!” “Fadime Ana’mıza komşu olasın.” v.b. “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler” Birkaç örnek de atasözünden verelim: “Bülbülü altın kafese koymuşlar ‘Ah vatan!’ demiş.” “Kurbağayı gelin etmişler gözü çamurdan beri gelmemiş.” Şiirlerimizde bu konuyla ilgili olarak yüzlerce örnek bulmak mümkündür. Karacaoğlan’dan bir dörtlükle konuyu pekiştirmek istedik: “Karac’oğlan eydür dosta darılmaz Hasta oldum hatırcığım sorulmaz Vatan tutup bu yerlerde kalınmaz İlleri var bizim ile benzemez” Sebebi ne olursa olsun, “ait” olduğumuz her türlü değerden uzak olmak, gittiğimiz yere ait olmamızı da zorlaştırır. Yıllarca yurt dışına yaşayan insanların hâlâ oralara alışamadıklarını çoook işitmişizdir. Karınları-burunları orada doysa da, iş-güç sahibi olsalar da yürek sızıları hep devam eder: “Zalim gurbet beni yedi bitirdi.” “Bir ömür Anadolu’da “Ahiret Bacılığı, mezar komşuluğu” gibi çeşitli kavramlara rastlamak da mümkündür. Hatta hacca gidenler arasında da buna benzer yakınlıklar çeşitli adlarla önümüze çıkar. Biz insanlar, kimi zaman “aidiyet”i o kadar ileri götürürüz ki, bizim için bir tutku haline dönüşür. Bir bakıma biraz boyut değiştirir ve bizi esir alır. Kimi zaman sevdiğimiz için; “Ya benimsin ya hiç kimsenin!” yahut “Ne seninle ne sensiz!” tarzında hareket ederek hem bizim hem karşımızdakinin hayatını cehenneme çevirir bazen de işi canına kastetmeye kadar vardırırız. Kara sevda, tam da böyle bir şeydir. Bu esir alış, en çok da ülke, coğrafya, milliyet, din ve futbol takımı taraftarlığında kendini 31