SozSehri Sayı 4 | страница 24

Gayri iradi engel olamıyorum buna. Mutlaka bir hikmeti vardır. Görebildiğim hikmeti de şu ki, insan gözdür. Ne kadar görüyorsan o kadarsın. O yüzden severim. Odak adlı resim önündeyiz. Bir tane Amerikalı ya da Kanadalı İstanbul’da ki ilk sergimde “renkler falan çok güzel ama çok karmaşık bir resim, nereye odaklanacağımı bilemedim.” dedi. Tam bir seneden fazla bir süre geçtikten sonra, bu resme ben bir isim koyamıyordum o zaman anladım. Bunun ismi “odak” olmalı. Bir odak noktası ararken, insana odaklanır da insan; arkasındaki ayı görmez, Kanadı kırık bir kuşu, anneden ayrı tayı görmez, Dikkat eder ve görür, her nesneyi ve ahengi, bu sefer ardındaki, o büyük ustayı görmez... anlatmayacağım. Bir sürü gizemi var. Rakamların bile bir gizemi var. Bakalım ne olacak. Gördüğümüz kadarız. Arıyoruz, Randa Raciçi’ye resmi öğretir, “Git bunu şehrin meydanına as! ” der. Beğenilmeyen yerlerine kırmızı kalemle çarpı koysunlar bir hafta sonra git al. Bir hafta sonra gider ki her tarafı çarpılarla dolu, kan ter içinde gözü yaşlı hocasına gider ki “her taraf çarpıyla dolu ben ne lanet bir şey yapmışım demek ki” der. Hocası “üzülme ağlama der bu resmin aynısını yap tekrar meydana koy, ama bu sefer yanına boya ve fırça koy, düzgün olmayan yerleri, beğenmediğiniz yerleri düzeltin de. Bir hafta kalsın”. Bir hafta sonra gider bakar ki hiç kimse dokunmamış. Mutlulukla gider hocasının yanına “otur” der. 22 “şimdi bir şey öğrendin, insanlara fırsat verdiğin zaman, ne kadar acımasızca eleştirdiklerini gördün, fakat der Raciçi düzeltmek bilgi ister, eğitim ister onlarda olmadığı için yapamadılar. Ve en sonunda şunu söyler. “sanatçı yahut ressam olmak için, iyi resim çizmek yetmez, bilgede olmak gerek. Bunun için ben okumak, bilgilerimi artırmak istiyorum. Sanatınızın bir felsefesi, sizin okumuşluğunuz yok ise sanatınız kuru bir teknikten ileri gitmez. Haluk Hatipoğlu, benim sanat alanında bu noktaya gelmemdeki en önemli kişilerden. Ben bendekinin farkında değildim. Ben yazıyla resim nasıl birleşir kara kalemle yapıyordum. Git bunları yağlı boyayla çiz dedi. Başlamama vesile oldu.” Yar adlı resim, Haluk hocamın git böyle şeyler çiz dedikten sonra çizdiğim ilk resimdir. Bu resimde yar yazmışım öyle denk gelmiş, bir sürü figürle doldurmuşum etrafını. Diyebilirler ki; yar demiş adam etrafında balık var, testi var, çarık var, gözyaşı, Mevlana, köpek balığı, uçak var. Ne alakası var dedirtiyor. Aşığın marifeti bakışındadır, kimi maşukunda her şeyi görür, kimi her şeyde maşukunu. Marifet benim çizdiğimde değil sizin ona yüklediğiniz manadadır. Ben, bunu yar ile irtibatlandırıyorsam vardır onda anımsatan, hatırlatan, unutturmayan bir şeyler. Bu iş böyledir. Gözü çok kullandığımı söylüyorlar. Şöyle bir misal vereyim bir okulda öğr etim görevlisisiniz rektöre, dekana yakın olmak için gözünüz ondan başkasını görmez. Hâlbuki sizin temizliğinizi yapan, çayınızı getiren Ayşe hanımefendinin ne adını bilirsiniz, ne ihtiyaçlarını. O yüzden bir kişiye odaklanırken hayatın asıl anlamını ıskalaya bilirsiniz. İmam-ı Şafi Hz. diyor ki: İnsanın fıtratında yermek vardır kendisinden uzaklaşana yaklaşmak ister, kendine yaklaşandan kaçmak ister. Siz malım var diye ortaya çıktığınızda herkes sizden kaçar, sizden biri almaya gelse siz uzaklaşırsınız. Bu böyledir. Her insan kendi fikir ve ruh alemi kadar hissedebiliyor ya. Şimdi pencereden, burada bulunan insanların hepsi sokağa baksa. Sokakta bir tane cumhuriyet altını olsa, bir yaşlı teyze, bir tane at, bir tane araba vs. olsa. İnsanlar farklı farklı şeylere koşarlar. Aslında biz koştuğumuz şey kadarız biliyor musun? Bir resim, kırk tane kitap eder. Kitaptaki bir cümle elli tane resim eder. Algı itibariyle ben sizden ne kadar uzak olursam o kadar gizemli olurum. Ama içimdeki ses bu değil. Ben dava adamıyım, neferim burada, yara alacağım, koşturacağım, ezileceğim, yıpratacağım. Bende bilirim kendimi ağırdan satmayı, ama bu bana ucuz geliyor. Birlikte olmak güzel. Kenara çekilerek kendinizde bir şeyler bulmaya başlıyorsunuz. Diğer insanlarda sizi ilahlaştırıyor. Erişilmez oluyorsunuz. Önemli olan benim iç dünyamda ne hissettiğim. Elbise değil içinde ki adam önemli. Ben ilk sergimi açtığım zaman 15 tane resmim vardı. Dediler ki: “15 taneyle sergi açılmaz.” Neden dedim. Cevabını ben vereyim işlerini kolaylaştırayım dedim. Birkaç tane gerekçem vardı onları sıraladım am en önemlisi şu: Ben iddialıyım. Bir tane resimle bile sergi açarım. Koyarım oku okuyabildiğin kadar. İçinde on on beş tane kitap var. Aslında verdiğimiz savaş, inandıklarımızı yaşamakla, yaşadıklarımıza inanmanın savaşıdır. Ben inandıklarımı yaşama derdindeyim. Yoksa bende görüyorum herkesin gördüğünü, kabul edilmiş gerçekleri -rüya değil gerçek bunlar diyorlarDeğil! biz inandırıldık buna. Yaşaya yaşaya kanıksadık. Hâlbuki inancımızı yaşamıyoruz ki. Ben bilmiyor muyum kolay yoldan zengin olmayı. Yok çileyle olacak bu iş, doğrusunu yaparak olacak. Bu yol çileli bir yol kimse buna girmiyor. Ama ölüm var. Eğer biz eşyayı anlamlandıramıyor isek her şey bizim için soyuttur. Mesela Kuranı Kerim birileri için anlamlı gelmiyorsa hiçbir şeydir. Kişinin anlayacağı kadardır. Mevlana diyor ya: “Deryayı anlatsan anlayacağı kadardır.” Tolstoy’a biri geliyor üstadım bu şiirde ne anlattın diyor. Oda bir kağıda aynısını yazıyor uzatıyor : “Bunu” diyor. İnsanları anlaması için zorlamamak gerek. Ben sevmiyorum burada şunu anlattım demeyi. İnsanlara anlayacak bir şey bırakmam o zaman. Bir elma çizip burada ne var dersiniz. Herkes “elma” der. Ama ben bunu bu kadar basit sunmak istemiyorum. O elmaya bakıp da Âdem (as ) gören de var. Ne olduğumu da ne olmadığımı da biliyorum. Naçizane ben kendi iç dünyamda, gözlemlerimde farklı olduğumu görüyorum. O yüzden ucuza piyasaya çıkarsam eğer hem kendime hem de Allah’ın bana lütfettiği bu sanat nimetine zulmederim. Biraz iddialı olmam gerektiğini düşünüyorum. Asım Yücesoy, 20 yaşlarda Almanların keşfettiği bir ressamımız. Benim Türkiye’de etkilendiğim iki sanatçıdan biridir. Picasso ile tanışıyor. O da aynen benim gibi düşünüyor. Kaşıkçı Elması’ nı bulan kişi onun ne olduğunu bilmediği için üç kaşığa verdi. Bilseydi vermezdi. Ne zaman ki vezir haberdar oldu bir ben alayım dedi ne zaman ki padişah haberdar oldu el koydu. Bu benim için bir görev, misyon. Kıymetli Hocam Ahmet Sula sergiyi gezerken bir ara durup orada bulunanlara seslenerek; “Sizden bir istirhamım var. Benim daha iyi yerlere gidebilmem yahut görebildiklerimi gösterebilmem için lütfen duygularınızı deftere yazın. Sözlerimiz uçup gider kağıda yazarsanız kalır, yazın lütfen onlar altın kıymetinde.” Dedi. O gün yine gelirim ümidiyle çıktığım sergi salonuna ne yazık ki serginin açık olduğu günlerde tekrar gidemedim. O deftere yazmaya niyetlendiğim duygularım bende kaldı. Hocamla tanışmak benim için bir onurdu. Yaşanmışlıklar hocamı yoğurmuş ve pişirmiş. Ve bizlere de tabiri caizse hocamın aktardıklarını bünyemize alıp, hazmetmek düştü. Farklı bir kişilik ve ruh alemine sahip olan hocamla tanışmış olmaktan dolayı kendimi çok şanslı hissediyorum. Tuale fırça ve boyalarla kalıcı izler bırakan hocam benim ruhumda da kalıcı izler bıraktı. 23