Hikaye
Küskün
Sarmaşık
Fatma PEKŞEN
Moda deyimle suni gündem yaratmaya
bayılıyorlardı her ikisi de. Farkında olmadan, mutlak
haklılığı kendilerinde görerek.
İşte, bir haftanın yorgunluğunu unutup, güle
eğlene yapacakları pazar sabahı kahvaltısına
didişerek başlamışlardı gene; çok kereler olduğu
gibi.
-Hiç sevmiyorum bu koca küp gibi yeşil fincanla
çay içmeni. Çay dediğin ince belliyle içilir. Bir kere
renk uyumu yok.
Kadın, kesintisiz her pazar mutlaka söylenen bu
sözle, görevini yerine getiren eski zaman memuru
rahatlığıyla uzandı demliğe.
Son yıllarda alışkanlık haline getirdikleri, mutfakta
kahvaltı etmeye başlayalı, kendilerine eşlik eden
bir de dilsizler ordusu vardı. Kap kacağı, musluğu
fayansı saymıyoruz bu ordunun elemanları
arasında. Daha geçen yıl yapılan tadilatla genişleyen
bankonun en ucuna, pencere önüne, güneşe karşı
sere serpe dizdikleri saksılardan bahsediyoruz.
-Sana kim söyledi sabah ezanında camı aç diye?
Bak sardunya titreyip duruyor soğuktan.
-Kim demiş titrediğini? Temiz havayla buluştuğu
için sevincinden çiftetelli oynuyor.
-Hiç sanmıyorum. Bak hepsinin dalı kolu sarkmış
gibi.
Gene kesintisiz, mutlaka söylenmesi gereken ses
tonuyla karşılık verdi karşıdaki:
-Sen öyle san! Zavallılar mis gibi havayı görünce
sarhoşladılar... Şu şekeri bana uzatsana.
-Ben de bu küp gibi kırmızı demliğini hiç
sevmiyorum. Demlik dediğin üstten kulplu ve
lacivert çinkodan olmalıdır. Çay asıl o demlikte
güzel olur.
-Al... Kaç gündür dört gözle beklediğim sarmaşık
çiçeğime baksana bir.
-Eee, baktım. N’olacak?