ESKİLERDEN BİR DİJİTALLEŞME ÖYKÜSÜ : MATRIX VE FELSEFE
Eğitim dünyasının ve hayatımın en ilginç dönemlerinden birini yaşarken ; yani tam da evde kendimle ve dijital dünyayla oldukça iç içe geçmişken aslında şu an yaşadığımız bu enteresanlıkların film ya da kitaplarla distopya- ütopya tarzında bize sunulduğunu fark etmem zor olmadı . Thomas More ’ nin Ütopyası , George Orwell ’ in Hayvan Çiftliği ve 1984 ’ ü , Yuval Noah Harari ’ nin Homo Deus ’ u , Aldous Huxley ’ in Cesur Yeni Dünyası gibi distopya ve ütopyalarında ; ayrıca Dövüş Kulübü , The Truman Show , Memento , Eternal Sunshine of the Spotless Mind , The Devil ’ s Advocate , Inception ya da Matrix gibi filmlerde ve son olarak şimdilerde çok meşhur olan Netflix dizilerinde felsefi dokunuşlarla nasıl dijitalleşmeye ve bu dijitalleşmenin olumlu- olumsuz yanlarına değindiklerini izledikçe tıpkı benim gibi çok şaşıracaksınız .
Bugün karşı karşıya kaldığımız yeni dünya ( ya da yeni normal !) sanki geleceği görmüş kitaplar ya da filmlerdeki gibi dizayn edilmiş . Aslında yaşadığımız neden- sonuçları düşününce dünyayı bu hale getirmemiz çok da mucizevi ya da çok da şaşılası bir durum değil .
Artık insan üretimi yapay zekaların insan yerine geçip onların işlevini yapabilmesi ve insanın kendine yabancılaşması geldiğimiz noktanın tam bir özeti .
İşte tam da bu noktada en çarpıcı filmlerden biri 1999 ’ da gösterime girmiş Matrix filmi . Gerçek ve sanal dünya arasındaki geçişlerle dolu filmde özet olarak , yapay zekayı yaygınlaştıran insanoğlunun kendine daha çok zaman ayırmaya çalışırken bu yapay zekaların kölesi oluşu anlatılıyor . Yapay zekalara karşı yenik düşen insan , Matrix adı verilen bir simülasyona bağlanıyor ve böylece insanların bedeni yapay zekanın ihtiyacı olan enerjiyi üretirken , zihinleri de hayal aleminde yaşamaya başlıyor . Aslında başta her şey harikaydı hem yapay zekanın ihtiyacı enerji üretiliyor , hem de insan simüle edilmiş hayal dünyasında harika bir yaşam sürüyordu .
8
FKDAL Kültür , Sanat , Edebiyat Dergisi No : 1