Merhûm Osman Yüksel Serdengeçti Ayasofya Şiiri’nde:
“(...) Hani nerede?
Gönüllerden kubbelere,
Kubbelerden gönüllere
Gürül gürül akan Kur'an sesleri?...
Kur'an sesleri dindirilmiş,
Müslümanlar sindirilmiş!...
Allah-Muhammed-Hülafa-i raşidinin
İsimleri kubbelerden yerlere indirilmiş!...” diyor…
Evet, Ayasofya bizce böyledir. İslâm’ın nuru, Türklük’ün gururu… Fâtih’in şerefi, cesâreti,
gücü, azmi... Bizden ale’l-âde bir yapıyı değil; hayat damarlarımızdan birini aldılar…
Hilâfet, ezân ve Ayasofya… Vücûtta baş ne ise; Türkün yaşadığı Müslüman coğrafyasında
mesâbeleri odur. Anadolu’da yaşayıp da “Rabbim Allah’tır” diyen herkesin gönül
coğrafyasında da Ayasofya budur… Hiçbir zaman dinden uzak bir millet olmadık,
olamayız, olmayacağız. Her zaman din düşmanlarının karşısında biz vardık… 566 yıl evvel,
Konstantinlerin karşısında bir Ulubatlı gibi durduk. 100 yıl önce -1.Dünya Savaşı, Kurtuluş
Savaşı- de durduk… 3 yıl -15 Temmuz- evvel de durduk…
Benim ümidim kavîdir ki; Ayasofya açılacaktır. Açılacak ve ayakkabılarımızı çıkararak,
takkemizi takıp sarığımızı sararak hamd gözyaşları ile gireceğiz Ayasofya’ya bi iznillah!
“(…) Allah-Muhammed-Hülafa-i raşidinin
İsimleri kubbelerden yerlere indirilmiş!...
Fethin, Fatih'in mabedinden kitab-ı mübini, bu ulu dini kaldıran kim?
Dinimize, imanımıza saldıran kim?
Mabedimin göğsüne uzanan namahrem eli, kimin elidir?!...
Söyle Ayasofya, söyle!
Seni puthâne yapan hangi delidir?!...
Elleri kurusun, dilleri kurusun!
Ayasofya! Ayasofya! Seni bu hâle koyan kim?
Seni çırılçıplak soyan kim?!...
Ayasofya!
Ey muhteşem mâbed; gel etme!
Bizi terk etme!...
Bizler, Fatih'in torunları, yakında putları devirip, yine seni camiye çevireceğiz. (…)”
42