Natura January - February 2012 | Page 28

Renovasyon/Renovation: SALT Galata d’Oro restoran ve kafe olarak işletiliyor. Özellikle üst kat dekorasyonuna egemen olan düşey aydınlatma elemanları ve alt katta bulunan Hüseyin Bahri Alptekin’in kişisel kitaplığı ile dikkat çeken bu ek yapı, Osmanlı Bankası’nın zaten farklılaşmış olan güney cephesine, yepyeni bir boyut katarak yüzyıldır çeşitli değişim ve dönüşümlere uğramış olan Osmanlı Bankası binasının palimpsest dokusuna yeni bir katman daha ekliyor. Osmanlı Bankası binasının renovasyonunda belki de en ilgi çekici alanları ortak kullanım mekanları, giriş holü, fuayeler ve dolaşım alanların oluşturduğu tanımsız boşluklar oluşturuyor. Autoban tarafından ele alınan kullanıcı hizmet üniteleri, seçilen malzemeler ve özgün uygulamaları binanın tarihi dokusu ile uyum sağlarken, aynı zamanda çağdaş tasarım anlayışına da örnek oluşturuyor. Özellikle mermerin konvansiyonel uygulama dışında; delme, kırma ve kesme işlemlerinden geçirilerek, delikli doku ve yivli bitim detayları ile yatay ve düşey yüzeylerde kullanımı binada halihazırda var olan mermer doku ile uyum sağlarken, farklı bir tasarım konseptini de yansıtıyor. Tarihi yapıda kullanılan özenli taş işçiliğinden ve yoğun mermer kullanımından hareketle yola çıktıklarının altını çizen Autoban ekibi, özellikle ıslak mekanlarda, kullanıcıya “mekansal etki” ile farklı bir deneyim yaşatmayı hedeflediklerini belirtiyorlar. Islak mekanlarda zemin ve duvarların belli bir kısmını kaplayan mermer levhalar, kapı yüzeylerine de monte edilerek mekanda iç-dış, zemin-yüzey ilişkisini irdelememize; silindirik dev lavabo birimi, genel geçer obje-davranış ilişkilerini sorgulamamızı sağlıyor. Vestiyer ve giriş bankolarını oluşturan yivli dev mermer bloklar ise, kütlesel bir etki yaratarak, anıtsal mermer merdiven ile uyumlu bir birliktelik sağlıyor. 28 NATURA • OCAK-ŞUBAT / JANUARY-FEBRUARY 2012 SALT GALATA ŞEHRIN HEM EN KÖKLÜ HEM DE EN AKTIF BÖLGESINDE BULUNUYOR. SALT GALATA IS LOCATED IN ONE OF THE MOST LIVELY AND HISTORICAL NEIGHBORHOODS OF ISTANBUL. Özden and Tanju Özelgin, the café and restaurant by Mimarlar Tasarım and Zehra Uçar were complemented by Autoban, designers of the entrance desk and bathrooms, Koray Özgen for the signage and Jan van Lierde for the lighting. Overall Tümertekin’s ability to balance the weight of Vallaury’s design with the demands of the new institution and the talents of the individual designers has resulted in a building of rare character and taste in Istanbul. Vallaury’s neo-Classic architecture has not in anyway been degraded by Tümertekin’s restoration. On the contrary if there is a fault it seems that the architects have added more muscularity to the original building’s forms through the act of relieving the building of much of the furnishings that had accrued over the years. Only left with the restored original neoClassic language of columns, arches, pilasters, now dramatically lit by van Lierde’s highly detailed scheme, the building’s architecture itself becomes a document, an archive of Istanbul’s Ottoman past. In this period in the building boom and expansion of culture in Istanbul, the effort by Tümertekin and all the designers that participated in this exceptional endeavor show that it is possible to be respectful of the past while progressively working for a more enlightened future.