TARİHÇE
56
SINAİ
İNSANLIĞIN ORTAK İCADI…
KİLLERE İŞLENEN MİRAS
Tarih, hiç bu kadar heyecan verici bir dönüm noktasına şahit olmadı… İnsanlara olayları kaydedebilme ve kültürünü
aktarabilme fırsatı sunan yazı, insanlığın gelişimine anlam katan tarihin başlangıcı ve insanlığın ürettiği bir miras
olarak kabul ediliyor.
Tarihçiler ve arkeologlar, tarihi sandıktan çıkarmaya
imkân veren yazının ilk olarak nerede kullanıldığı ko-
nusunda fikir birliğine varamamışlardır, fakat yazıyla
ilgili M.Ö. yaklaşık 3300’e tarihlenen ilk kanıtlardan
biri Sümerlerin Uruk kentinde bulunmuştur. Yeni
kentlerde insanlar hasatlarını tapınaklara verdikle-
rinden, memurların kimin ne kadar ödeme yaptığının
kaydını tutmaları gerekiyordu. Peki, ama nasıl? İşte,
yazının o müthiş yolculuğu…
Piktograf ile başladı
Memurlar önceleri, teslimatla ilgili bilgileri piktograf
denilen basit resimler çizerek gösterdi. Daireler ve
hilâller rakamları temsil ediyordu. Bu da malların sa-
yısını ve türünü kaydedebildikleri anlamına geliyor-
du. Resimlerin birçoğu çiftçilikle ilgiliydi. Öküz başı
resimleri “öküz”ü temsil ederken, başaklar “buğday”
anlamına geliyordu. Sümerler ucu sivriltilmiş sopa
ve sazları kullanarak yaş kil tabletlerin üzerine
yazıyorlardı. Kil kuruduğunda, yazı da sertleşiyor ve
böylelikle kayıtlar uzun süre saklanabiliyordu. Bu kil
tabletlerin bazıları günümüze kadar ulaşmıştır.
İletişim yalınlaştı
Zamanla, daha karmaşık düşünceleri ifade etmek için
bu sembollere başkaları da eklendi. Örneğin bir ku-
lak resmi “duymak” anlamına geliyordu. Bazı düşün-
celer çeşitli sembollerin birleşimiyle ifade ediliyordu.
Örneğin yan yana çizilmiş bir ağız ve su, “içmek”
anlamına geliyordu. Bir diğer değişiklik, yazıcıların
nesneler dışında bazı kısa sesleri de yazmaya başla-
maları oldu. Bu, resmi olmayan bir kelimenin de yan
yana getirilen bazı işaretlerle yazılabileceği anlamına
geliyordu. Basit çizimlerle bile olsa resim yapmak
zaman alır. Yazıcılar, resimler çizmek yerine, yazı
gereçlerinin sivri olmayan diğer uçlarını kil üzerine
bastırarak şekillerin daha yalın modellerini yapmanın
daha az zaman aldığını keşfetti.
Tarih “çiviyle” yazıldı
Sümerlerin yazı yazarken kullandıkları çubukların
diğer uçları çivi biçimindeydi. Yazı yazmak için
bu ucu kullandıklarında, yazıları da çivi şekline
benzemeye başladı. Tarihçiler bu yazı türüne “çivi
biçimli” anlamında “çivi yazısı” (cuneiform) derler.
Mezopotamya’da 3000 yılı aşkın bir süre bu yazı türü
kullanıldı. Çivi yazısı başarılı bir yazı sistemiydi ve
diğer Mezopotamya halkları da farklı dillerini yazıya
dökmek için bu sistemi kendilerine uyarladılar.
Akatlar, Elamlar ve daha uzakta yaşayan Hititler de
çivi yazısını farklı biçimlerde, bazen resim yazıdaki
gibi semboller kullanmak, bazen sesleri yazmak,
hatta bazen de bir alfabenin harflerini oluşturmak
için kullandılar.
En önemli buluş
Çivi yazısı zamanla yok oldu ve yaklaşık 2 bin yıl
boyunca unutulmuş olarak kaldı. Antik kil tabletler-
deki yazılarla ilk kez karşılaştıklarında, arkeologların
bunların ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikirleri
yoktu. Çivi yazısı 1844 yılına kadar gizemini korudu.
O yıl, Henry Rawlinson adlı bir İngiliz subayı İran’ın
batısında bulunan Behistun’daki bir kayaya kazınmış
yazıtla ilgili çalışmalarını tamamlamıştı. Pers kralı
Dareios’un emriyle M.Ö. yaklaşık 5. yüzyılda kayaya
kazınan yazıtta aynı bilgiyi üç farklı dilde -Eski Pers-
çe, Babilce ve Elamca-veren üç çivi yazısı vardı. Raw-
linson, Persçe bölümde Kral Dareios’un adını hangi
şekillerin temsil ettiğini bulmayı başardı ve kısmen
de olsa bu çivi yazısı sembollerinin neye karşılık
geldiklerini çözmek için kullandı. İhtiyaç duyduğu tek
ipucu buydu ve sonunda çivi yazısını çözmeyi başar-
dı. Sözün özü, tarihin en önemli icatlarından biri olan
yazı, insanlığın ortak eseri olmuştur.