Monograf Journal Edebiyat ve İktidar (2014 / 1) | Page 98

ODAK 98 • Naim Atabağsoy duğu ilişkiyi anlamak ve onun üretim sürecinde patronun rolünü göz önünde bulundurmak açısından yaklaşılmalıdır. Andrews’in görüşleri de burada, yalnızca bu çerçevede bir anlam kazanmaktadır. Patronajın üretim sürecindeki rolü, bu bölümün girişinde de sözü edilen, şiirin patronun arzu ettiği sanat düzeyini yansıtması gerekliliğinin belirtilmesiyle bütünlüklü olarak ortaya konulabilir. Bu sanat düzeyi de Osmanlı Divan şiirinin yarıştığı İran şiirini yakalamak ve aşmak gayesiyle açıklanabilir. Nitekim Osmanlı şiiri klasik çağını yakaladığında İran şiirine üstünlük kurulduğu inancı gündeme gelmiştir. Bâkî’nin (d.1526öl.1600), İstanbul’un (yani Osmanlı sarayının) şairi olarak öne çıkardığı söyleyiş güzelliği, Bâkî’nin 16. yüzyılda şiirin doruk noktası olarak belirmesi ve Sultanu’ş-Şuara unvanını alması bağlamında önemlidir. E.J. Wilkinson Gibb, Osmanlı Şiir Tarihi adlı eserinde Bâkî’nin daha hayattayken onu rakipsiz kıldığını söylediği Sultanu’ş-Şuara unvanına değinirken (105) Kınalızade’nin Bâkî hakkındaki önemli bir hükmüne yer verir. Gibb, söz konusu tenkiti şöyle aktarır: Kınalızade, [...] onun, şairlerin en büyüklerinden biri, hitabet yeteneğinde en hünerlisi, âlimlerin en seçkini, mükemmellik divanının mukaddimesi, [...] Rum ülkelerinin sultanu’ş-şuarası değil, bütün toprakların şairlerinin Hüsrev’i ve Hakan’ı olduğunu ifade eder (106). Klasik Dönem Osmanlı Şiirinde Patronaj ve Şairin Üretim Süreci İlişkisine Bir Bakış • 99 Gerçi Gibb bu yorumu “kendini aşan” bir yorum olarak değerlendirmiştir, ancak bu, Gibb’in Osmanlı Divan şiirine bakış açısından kaynaklanır görünmektedir. Gibb, aynı eserinin birinci cildinde Câmî ve Nevâî’nin süslü ifade özelliklerine ve sanatlı söyleyişlerine dikkat çekerek Osmanlı şairlerini bu hususiyetin cezbettiğini ve bu durumun onları “zarif ifade” ve “güzel fikirler” bulmaya ittiğini söyler. Gibb’e göre Osmanlı edebiyat terminolojisinin konuşma dilinden ayrılıp sanatlı bir biçimde gelişmeye başlaması hareketi Bâkî’de sonuçlanır (94– 5). Görüldüğü gibi Gibb, Bâkî’yi, şiirde bir takibin, bir özenişin sonuçlandığı nokta olarak görür. Söz konusu özenme de İran’a yönelik olduğuna göre Gibb’in, Kınalızade’nin “kendini aşan” bir yorum yaptığını düşünmesi anlaşılır hâle gelir. İşte Gibb’in durduğu bu noktadaki düşünce de tam olarak Osmanlı’nın aşmak istediği düşünceydi. Bu çerçevede, Osmanlı’nın ürettiği edebiyatta kendine duyduğu güveni ve kendisini konumlandırdığı yeri görmek açısından Kınalızade’nin görüşü önemli bir yer tutar. Dolayısıyla şairin bu aşamadaki rolü (elbette üretim faktörüyle birlikte) ve kendine koyacağı ya da koyması gereken hedefler de ön plana çıkmış olur. Bu bölümün girişinde saydığımız koşulların tümünü böylelikle ele almış bulunuyoruz. Böylece patronaj ile şiirin üretim süreci arasında nasıl bir ilişki olduğunu, patronajın (diğer unsurlarla birlikte) şiirin üretimi alanına ne ölçüde nüfuz ettiğini görmüş bulunuyoruz. Burada ele alınan unsurlar, başlangıçta monograf 2014/1