Monograf Journal Edebiyat ve İktidar (2014 / 1) | Page 88
ODAK
88 • Naim Atabağsoy
geleneğinin Osmanlı’daki öncülerinden biri olarak edebiyat için
değerli bir patron olmuştur, denebilir. II. Murad’ın oluşturduğu şiir muhitinde Şeyhî, Şeyhoğlu Cemali, Şemsi, Nakkaş Sâfi,
Gelibolulu Za’ifi, İvazpaşa-zâde Ata’i, Hüsami, Hassan, Bursalı
Ulvi ve Aşki gibi şairler yer almaktadır. Hatta II. Murad, Çelebi Mehmed’in ölümünden sonra kendisine intisap etmiş olan
Şeyhi’yi vezir yapmak istemiş, ancak çevresi tarafından engellenmiştir (İpekten, 21). Osmanlı’daki patronaj anlayışı böylece
yerleşmeye başlamıştır.
Bu gelişmelerin yanı sıra, Osmanlı’da patronajın yerleşmesindeki dış faktörler de unutulmamalıdır. Timur’un istilasından sonra yeniden canlanmaya çalışan Anadolu’da II. Murad’ın
edebiyata yönelik tavrı son derece dikkat çekicidir. Bu çerçevede Halil İnalcık’ın, 15. yüzyılda Orta Asya ve Timurluların temsil ettiği yüksek ilim ve sanat rönesansının Osmanlı’ya örnek
teşkil ettiği düşüncesi önemlidir (18–9). Bu görüş, II. Murad
devrinin patronaj anlamındaki hususiyetini büyük ölçüde açıklar. Patronaj açısından bu tip bir örnek alma Osmanlı Devleti’nde Fatih Sultan Mehmet devrinde de sürmüştür. Onun devrinde
de “İslâm hükümdarlarının davette yarıştıkları” Abdurrahman
Câmî, 5000 altın armağan gönderilerek İstanbul’a davet edilmiştir (İnalcık, 19). İnalcık, Fatih Sultan Mehmet’in Câmî’ye
gönderdiği bağışları, bu kültürün bir hâmisi ve patronu olduğunu gösterme çabası olarak açıklar (20).
Fatih, Osmanlı Devleti’ni Doğu kültürünün merkezi ko-
Klasik Dönem Osmanlı Şiirinde Patronaj ve Şairin Üretim Süreci İlişkisine Bir Bakış • 89
numuna getirmeye çabalıyordu. Yukarıda Câmî’ye dair ifade
edilenler bunu gösteren önemli bir örnektir. Bu konuyu biraz
daha açmak adına Kalpaklı’nın yazısına tekrar dönülebilir. Kalpaklı, tezkire sahibi Sehî Beg’in, Fatih’in Arap ve Acem ülkelerinden şair ve yazarlar getirdiğine dair bir kaydını aktarır. Hatta
Anadolu dışından gelen şair ve yazarlara yönelik olarak artan
bu ilgi Osmanlı’da devrin şairleri arasında huzursuzluk yaratmaktaydı (Kalpaklı, 46). Fatih devrinin şairlerinden Mesîhî de
Acem şairlerinin revaçta olması durumuna şu beytinde yorum
getirir:
Mesîhî gökden insen sana yer yok
Yürü var gel ya Arabdan ya Acemden (İsen, 89).
Böylece Mesîhî, padişaha karşı düşüncesini açıkça ifade ederken, devir hakkında da çok net bir gözlemini bizlere aktarmış
olur. Öyle görünüyor ki İran şairleri Fatih devrinin başlarında
hâlâ Anadolu’daki ve İstanbul’daki Osmanlı şairlerinden üstün
kabul ediliyordu. Bu durum, Osmanlı şairlerini İran şairlerini
aşmaya yönelten önemli bir etken olarak yorumlanabilir. Nitekim, Fatih devrinin sonlarına doğru Osmanlı şairleri İranlı şairlere üstünlük iddiasında bulunmaya başlamışlardır (Kalpaklı,
47). 16. yüzyılda kaleme alınan Latîfî tezkiresinde, II. Bayezid
devrinde İstanbul’a gelmiş olan şair Zâtî, Câmî ve Nevâyî’den
üstün tutulmaktadır (İnalcık, 21). Bu örnekler, İstanbul’un bir
kültür merkezi konumuna getirilmesi ve İran şiirinin aşılması
çabasının şairler ve tezkireciler aracılığıyla şiirde ve şiir anlayı-
monograf 2014/1