Milliyet Australia Turkish Newspaper 16 July 2013 / 87 | Page 11

16 July 2013

Milliyet

AUSTRALIA TURKISH NEWSPAPER

RAMAZAN ÖZEL 11

Orucun yükümlülük şartları

Orucun yükümlülük şartları denince, bir kimsenin oruç ibadetiyle yükümlü( mükellef) sayılması, farz veya vâcip bir orucun bir kimsenin zimmetinde borç olarak sabit olması için aranan şartlar kastedilir. Fıkıh literatürün-de bu şartlar, orucun vücûb şartları” olarak da anılır. Oruç tutmamayı mubah kılan mazeret halleri de, bu yükümlülük şartlarını açıklayan ilâve bilgilerdir.

Peygamberimiz’ in gıdadaki ölçüsü: Haram kişiliği bozar

Gıdaların insan kişiliğini iyi ya da kötü yönde etkileyeceğini belirten Peygamberimiz, hayırlı işler yapmalarına vesile olması için, yedikleri yemeğin helal olmasına azami dikkat göstermişlerdi.
Peygamberimizin yemekte aradığı başlıca özellik onun helal ve temiz oluşu ile vücuda yararlı olup olmadığıdır. Yemek seçme ve yemeğe kusur bulma âdeti kesinlikle yoktu. Daima arpa unundan yapılmış ekmek yemişler, kepeği iyice ayıklamış has undan mamul ekmek yememişlerdir. Kepeği iyice ayıklamak için elek kullanılmamış, kepekler üflenerek veya savrularak giderilmiştir. Şatafattan kaçınırdı Efendimiz’ in buğday ununa rağbet etmeyişini, o dönemde
a) Yükümlülük Şartları Namaz mükellefiyeti için gerekli olan şartlar yani Müslümanlık, ergenlik( bulûğ) ve belli bir aklî olgunluk düzeyinde olmak( akıl), oruç için de gerekli ve geçerlidir. Ergenlik yaşına gelmeyenler ibadetlerle yükümlü olmamakla birlikte, a- lıştırmak ve ısındırmak maksadıyla, aile büyükleri onlara ara ara namaz kılmalarını ve oruç tutmalarını söyleyebilir. Peygamberimiz, yedi yaşından on yaşına kadarki sürede çocuğun namaza alıştırılmasını önermiştir. Bedenî durumları dikkate alınmak şartıyla çocukların 8-9 yaşlarından i- tibaren oruca alıştırılmaları da uygundur. Genel vücûb şartları yanında kişinin ayrıca oruç tutmaya güç yetirecek durumda olması ve yolcu olmaması da şarttır. Bu şartlar orucun edasının vâciplik şartları olarak da adlandırılır. Oruç bahsinin başında zikrettiğimiz âyetin belirttiğine göre, hasta ve yolcu olan kişiler isterlerse oruç tutmayabilirler. Fakat tutmadıkları oruçları normal duruma döndükten sonra kazâ ederler. Hasta için normal durum iyileşmek, yolcu için ise, yolculuğun bitmesidir( ikamet). Oruç tuttuğu takdirde kendisinin veya çocuğunun zarar görmesi muhtemel olan gebe veya emzikli kadınlar da oruç tutmayabilirler. Hatta zarar görme ihtimali kuvvetli ise tutmamaları gerekir. Durumları normale döndüğünde tutamadıkları oruçları kazâ ederler. Yaşlılık sebebiyle oruç tutmaya artık gücü yetmeyenler, bunun yerine bir fakir doyumluğu olan fidye verirler. b) Oruç Tutmamayı Mubah Kılan Mazeretler Kur’ an’ da ve hadislerde, dinde insanlara zor gelecek hiçbir yükümlülüğün bulunmadığına sıklıkla işaret edildiğini, herhangi bir sıkıntı ve meşakkatin bulunduğu durumda da mükelleflere birtakım kolaylık ve ruhsatların tanınmış olduğunu biliyoruz. Bu genel ilkenin bir parçası olarak, bazı durumlarda farz olan ramazan orucunu tutmamaya da müsaade e- dilmiştir. Ramazan orucunu tutmamayı mubah kılan mazeretler( özürler) genel hatlarıyla şunlardır: 1. Sefer. Namaz bölümünde belirtildiği üzere sefer( yolculuk) hali, genellikle, sıkıntı ve meşakkatli olduğu için yolcu olanlara birçok konuda kolaylıklar getirilmiştir. Yolcu olanlar için, namazın terkine değil, kısaltılmasına veya cemedilmesine ruhsat verildiği halde, namaza göre daha yorucu ve yıpratıcı olduğu için orucun terkedilmesine ruhsat verilmiştir( bk. el- Bakara 2 / 183-184). Bununla birlikte yolcu sayılan kimsenin, eğer gerçekten bir sıkıntı yoksa ve zarar da görmeyecekse oruç tutması daha faziletli görülmüştür. Geceden niyetlendiği orucu tutarken, gündüzün yola çıkmak durumunda kalan kimse, Hanefîler’ e göre, bu o- rucunu tamamlasa daha iyi olur; fakat bozması durumunda kefâret gerekmez. Şâfiî ve Hanbelîler ise, ramazan ayında Hz. Peygamber’ in Mekke fethine çıktığında Kadîd denilen yere
varıncaya kadar oruçlu olup orada o- rucunu bozduğuna dair rivayete dayanarak, geceden niyet edilmiş orucun bile sefer durumunda bozulabileceğini söylemişlerdir. Savaş durumu veya cephede uzun süre çatışma durumu da aynı şekilde bir mazerettir. Bu durumlarda kalan kişi, sağlığına ve görevine uygun düşen seçeneğe göre hareket etmelidir. 2. Hastalık. Hastalık da birtakım ruhsatların sebebi olan bir durumdur. Yüce Allah, bölüm başında zikredilen âyette hiçbir kayıt getirmeden hasta olanların, iyileştikleri bir vakitte oruç tutabileceklerini ifade etmiştir. Bu bakımdan oruç tuttuğu takdirde hastalığının artmasından veya u- zamasından endişe eden, yahut böyle olmamakla birlikte oruç tutmakta zorlanacak olan kimseler oruç tutmayabilir veya başlamış bulundukları orucu bozabilirler. Oruç tuttuğu
Hicaz bölgesinde buğdayın ithal edilen pahalı bir yiyecek olmasına, Hz. Peygamber’ in de lükse karşı kesin tavır koymasına bağlamak daha doğru o- lacaktır. Sofrasında iştah açıcı olarak kullanılan salata, turşu baharat vb için bir kap bulundurmazdı. Hiçbir zaman alıştığı miktardan daha fazla yemek yemezdi. Efendimiz en fazla iki öğün yemek yemişlerdir. Bu iki öğünden birisi daima hafif yiyecekler şeklinde olmuştur. Onun hafif yiyeceği ise hurmadan o- luşurdu. Akşam öğününün ihmal edilmemesini tavsiye e- den Hz. Peygamber’ in“ akşam öğünü” olarak nitelediği yemek gün batımından veya akşam namazından hemen sonra yenen günün ikinci yemeğidir. Alınan her gıdanın, insanın iyi ya da kötü davranmasına yol a- çan enerjiye dönüştüğünün farkında olan Hz. Peygamber ve ashabı, yedikleri yemeğin nasıl bir davranışa vesile olacağının endişesini taşımışlar, hayırlı işler yapmalarına vesile kılması i- çin Allah’ a şükür ve niyazda bulunmuşlardır.
En büyük ölçü; helal Hadislerden, iyice doymadan ve iştahı tam kesilmeden sofradan kalkmanın tavsiye edildiği anlaşılmalıdır. Hz. Peygamber’ in yemekte aradığı başlıca özellik onun helal ve temiz oluşu ile vücuda yararlı olup olmadığıdır. Yine Efendimiz’ in meyvelerden kavun, karpuz, salatalık, üzüm ayva, acur ve misvak ağacının meyvesini yediğini öğreniyoruz. Müşrik de olsa sözünüzü tutun Bedir Savaşı için hazırlıklar yapılırken, Huzeyfe el-Yemâni ile babası Huzeyl, Peygamberimizle birlikte çarpışmak üzere yola çıkmıştı. Müşrikler, baba-oğulu sorguya çektiler. Müşrikler, onlardan Medine ´ ye dönmek, Peygamberimizle birlikte savaşta bulunmamak üzere söz aldı. Huzeyfe ile babası Bedir’ de Peygamberimizin huzuruna gelerek durumu anlattı. Peygamberimiz, onların müşriklere verdikleri sözü öğrenince, insan gücüne fazla ihtiyacı olmasına rağmen şöyle dedi:“ Hayır, siz Medine ´ ye dönün. Onlara verdiğiniz sözü yerine getirin.”
takdirde hasta olacağı tıbbın verilerine göre kuvvetle muhtemel olan kişinin de hasta hükmünde olduğu söylenmiştir. 3. Gebelik ve Çocuk Emzirmek. Gebe veya emzikli olan kadınlar, kendilerine yahut çocuklarına bir zarar gelmesinden korkmaları halinde oruç tutmayabilirler. Bunlar bir yönüyle hasta hükmünde oldukları gibi, onlara bu ruhsatı tanıyan hadisler de bulunmaktadır( Nesaî,“ Sıyâm”, 50-51, 62; İbn Mâce,“ Sıyâm”, 3). 4. Yaşlılık. Dinimiz oruç tutmaktan âciz olan yaşlı kimselerin oruç tutmasını istememiş, bunun yerine, tutamadıkları her gün için bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermelerini öngörmüştür. Bölüm başında zikredilen âyette oruç tutmaya güç yetiremeyenlerin veya tutmaya çalıştıkları takdirde büyük bir sıkıntı çekecek olanların fidye vermeleri gerektiği ifade edilmektedir. İyileşme ümidi bulunmayan hastalar da bu hükümdedir. Ancak ramazanda oruç tutma gücüne sahip olmayıp da, daha sonra kazâ edebilecek durumda olanlar fidye vermeyip tutamadıkları oruçları kazâ ederler. İyileşmeyen sürekli bir hastalık nedeniyle oruç fidyesi veren kimse daha sonra oruç tutmaya güç yetirecek olsa fidyenin hükmü kalmaz; oruç tutması ve önceki tutamadığı oruçları kazâ etmesi gerekir. 5. İleri Derecede Açlık ve Susuzluk. Oruçlu bir kimse açlıktan veya susuzluktan dolayı helâk olacağından, beden ve ruh sağlığının ciddi boyutta bozulacağından endişe ediyorsa veya böyle bir şeyin olması tecrübeye veya doktor raporuna göre kuvvetle muhtemel ise, orucunu bozması câiz olur. Hatta ölüm tehlikesi açıksa oruç
tutması haram olur. 6. Zor ve Meşakkatli İşlerde Çalışmak. Esas itibariyle bir insanın ibadetlerini normal bir şekilde yapmasını engelleyecek zor ve ağır işlerde çalışması veya çalıştırılması doğru değildir. İnsanın ibadetini sağlıklı bir şekilde yapmakla geçimini temin ikilemi arasında bırakılması insan hakları açısından kesinlikle kabul edilebilir bir durum değildir. Böyle bir durumda bırakılan kişi, eğer toplum kendisine daha iyi iş imkânları sağlayamıyorsa, dolayısıyla işinden ayrıldığı takdirde geçim sıkıntısı çekmesi kesin veya kuvvetle muhtemel ise, bu durumda oruç tutmayabilir. Geçici bir süre ağır bir işte çalışmak durumunda kalan ise bu durumda oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar erişeceğinden endişe ediyorsa oruç tutmayabilir. Bunlar imkan bulurlarsa kaza ederler, değilse oruç yerine fidye verirler. Kur’ an’ da oruç tutmamayı mubah kılan mazeretler olarak hastalık, yolculuk ve oruca güç yetirememeden söz edilmiştir( el-Bakara 2 / 184-185). Fakihler de oruç tutmama ruhsatını bu üç durumla sınırlı tutmayı tercih etmiş, bu üç durumun ortak özelliği meşakkat olsa bile, her meşakkat halinde oruç tutulmayabileceğini söylemekte mütereddit davranmışlardır. Bunun en başta gelen sebebi, mükelleflerin sübjektif ve değişken bir durum olan meşakkati belirlemede ölçüsüz veya mütesâhil davranıp olur olmaz bahanelerle orucu terketmesine yol açma, yani bu ruhsatı kötüye kullanma endişesidir. Bununla birlikte oruç ibadeti, netice itibariyle kul ile Allah arasında kalan bir yükümlülük ilişkisi olduğundan, mükelleflerin yukarıda sayılan mazeretler ı- şığında kişisel inisiyatiflerini kullanması, mazeretleri içlerine sinmediği sürece orucu terketmemesi, haklı ve geçerli bir mazeretlerinin bulunduğuna iyice kani olduklarında da anılan ruhsattan yararlanması isabetli bir tutum olur. Sıralanan bu mazeretlerden biri sebebiyle oruç tutamayan kimse, oruca, oruçlulara ve ramazan ayına hürmeten, mümkün oldukça bunu belli etmemelidir. Canına veya bir uzvuna yönelik bir tehdide mâruz kalan kimsenin nasıl davranacağına ilişkin olarak kimi âlimler, zorlama karşısında ramazan orucunu bozmayıp zulmen öldürülen kimsenin günahkâr olmayacağını; tersine dinine bağlılığını gösterdiği i- çin büyük bir sevap kazanmış olacağını söylemişlerse de ağırlık kazanan görüş bu durumda orucu bozmanın daha doğru olacağı yönündedir. Hatta tehdit altında kalan kişi, oruç için tanınan yolculuk, hastalık gibi bir mazerete sahip ise, zorlama karşısında orucunu bozmazsa günahkâr olur. Düğün veya sünnet yemeği gibi bir ziyafete çağrılan kimsenin, genel olarak diğer davetlerde olduğu üzere bu davete icabet etmesi, dostluk bağlarının güçlendirilmesi veya ilişkilerin geliştirilmesi vb. amaçlara hizmet e- deceği için teşvik edilmiştir. Nâfile o- ruç tuttuğu bir günde böyle bir ziyafete çağrılan kimse, sözü edilen olumlu amaçlara hizmet edeceğinden eminse, bu davete icâbet etmesinin yerinde bir davranış olacağı; fakat, yine de beklenmedik yararlara ve güzelliklere yol açabileceği mülâhazasıyla genel olarak bu tür davetlere icâbet e- dip orucunu bozmasında bir beis bulunmadığı ifade edilmiştir. Başlanmış olan nâfileyi tamamlamak gerektiği kuralı sebebiyle bozduğu bu orucu daha sonra kazâ eder.

Sigarayı bırakmak için Ramazan ayı fırsat

Akciğer ve kalp sağlığı için Ramazanı fırsat bilerek sigarayı bırakmak isteyenlere öneriler... Sigarayı bırakmayı planlayan kişiler için Ramazan ' ın kaçırılmayacak bir fırsat olduğunun altını çizen uzmanlar, uzun yaz günlerinde 16 saat boyunca sigara içmeyen kişinin gün geçtikçe sigara içme isteği azalacağını belirtiyor. Sigara bırakmakla beraber, yaklaşık 3 hafta boyunca kişinin yaşadığı geçici psikolojik ve fiziksel sorunlara karşı direnç göstermek için Ramazanın ideal bir zaman olduğunu belirtiyorlar. Akciğer ve kalp sağlığı için Ramazanı fırsat bilerek sigarayı bırakmak isteyenlere öneriler: " Orucunuzu 2 bardak su ile açın. İftardan sonra sigara içme arzusunun yoğun olduğu anlarda bir bardak su için. Su içmek hem sigara içme arzusunu giderir hem de gün boyunca susuz kalmış vücudun su ihtiyacını karşılar. Yemeklerin ardından sigarayı çağrıştırabilecek çay, kahve gibi içecekler yerine meyve suyu ve bitki çayları tüketin. Sigara bırakma sürecinde sigara içen kişilerden ve sigara içilen yerlerden uzak durun ".
İSMAİL BAKKAL ismailbakkal @ milliyet. com. au

Ramazan ve ibadet

Ramazan ve ibadet deyince, doğal olarak hepimizin aklına hemen oruç, teravih ve mukabele gelir. Zira yıllarca Ramazanda yapageldiğimiz ibadetler bunlardır ve müslümanlar Ramazanlarda bunları yapmaya gayret gösterirler. Ama Resulullah Efendimizin Ramazan günlüğüne baktığımızda pekte öyle gözükmüyor. Yani yalnızca bunlara yoğunlaşmazdı, başka ve çok sevaplı ibadetleri hem yapmış, hem de yapmamızı bize tavsiye etmiştir.

Şöyle söyleyeyim ki, oruç tutup, teravih kılıp, mukabele takip edince tamamdır anlayışını değiştirmeliyiz. Bunları yani orucu, teravih ve mukabeleyi mutlaka yapmalıyız ama ramazanda bunlardan başka ibadetlere de yoğunlaşmalıyız. Yapmadığımız için unutulmaya başlanan bu ibadetleri tekrar hayatımıza monte etmeli, onlarla hayatımızı süslemeliyiz.
Bunların başında ramazanın son on gününda yapılan İtikaf’ dır. Sünneti Kifaye-i Müekked olan bu ibadet, bir beldedeki müslümanların genelinin üzerine vazifedir. Tabi ki herkes bunu yapamayabilir, bu durumda yapması için birilerini teşvik etmek, gerekirse ücretini vererek bazılarının bu ibadeti yapmasını sağlamak gerekir. Herkes itikafı terkederse o beldedeki her bir müslüman sorumlu olur. Yani bu kadar mühim bir ibadettir, ama biz yapanları yadırgar olmuşuz, bırakın yapmaya gayret göstermeyi. Camide yani Cuma namazı kılınan bir yerde kalınması gerekir, ama camiler otel değil diyerek, cami yöneticileri bile itikafa karşı çıkmışlardır, bütün bunları yaşadık geçmişte.
Ne kadarda uzaklaşmışız Rasulullahın( sav) yaşadığı İslami hayattan. Oysaki o bizim örneğimiz, önderimizken. Modernite demişler, çağdaşlık demişler, moda demişler bizi acayip ve garip bir hale dönüştürmüşler. Her halimizle Resulullah’ ın yaşamıyla bağımızı koparmışlar. Bırakın sosyal yaşamı, bırakın aile yaşamını, ekonomik meşguliyetlerimizi, siyasetimizi bozduklarını, ibadete bakışımızı bile öyle törpülemişler, değiştirmişler, dönüştürmüşler ki, tekrar müslümanlaşmaya ihtiyaç duyar hale gelmişiz. Yeniden kelimeyi şahadet getirip, sil baştan tekrar İslam’ ı keşfedip, Allah’ a yeniden söz verip, yeni bir başlangıca ihtiyacımız olmuş.
Rasulullah( sav) bir gün ashabına demiş ki;“ Ümmetimden bir zaman gelecek siz onları görseniz bunlar müslüman değil derdiniz, onlar da sizi görseydi akıllı zannetmezlerdi.” Kuran ve Sünnet ölçüsüyle bizi bir ölçseler, acaba kaçımız kaç santim geliriz.
Ramazan Kuran ayıdır, bu mukabele okuyalım o halde anlamına gelmemeli. Kuranın manasıyla, mesajıyla tekrar buluşmalıyız. Anlamadığı halde Kuranı tekrar tekrar okumada ısrarın anlamı yok. Tabiki Kurana bakmak, okumak, taşımak, hürmet etmek ibadettir ve sevaptır. Ama asıl önemli ve öncelikli olan Kuranın bize ne dediğini anlamaktır. Anlamadığınız bir şeyi nasıl yaşarsınız, asıl sorumluluğumuz Kuranı bir yaşam biçimi haline getirmekken bilmediğimiz bir şeyi nasıl yaşarız. Demek ki bu ramazanda Kuranın manasını anlama gayretine girmeliyiz. Kaçımız hayatında bir defa olsun Kuran meali okumuştur. Hiç mi merak etmiyorsun Yüce Rabbimizin bize gönderdiği mesaj nedir.
Kurana karşı bu vurdum duymaz tavrı bırakıp, kuranı anlamaya çalışmak gerekir. Sahabeyi kiram buyuruyor ki,“ biz bir ayeti okuyunca, onu anlamaya çalışır, yaşardık, ondan sonra bir sonraki ayete geçerdik”. Bu ciddiyet ve hassasiyete ihtiyacımız var. Bu Ramazanda bu ciddiyet ve hassasiyeti kazanmalı, Kuranın manasını anlama gayreti içine girmeliyiz. Buna da bir kuran meali okumakla başlayabilirsiniz. Kurana düşkünlük bir ibadet olarak, bir yaşam tarzı olarak bir parçamız olmalı.
“ İlim mü’ minin yitik malıdır, nerede görse alır” bu söz Peygamberimize( sav) aittir. Yani bizi anlatıyor olmalı, ama ilme ve öğrenmeye boşvermiş halimizle biz bu tarife giremeyiz. İlim yolunda olmak lazım. Hani beşikten mezara tabiri vardır ya, tamda bizi anlatıyor. İlim yolunda geçen bir saniye, ibadette geçen uzun zamanlardan daha kıymetlidir. Alim ve ilmi önemsemeli, yakın olmaya çalışmalıyız. İlme uzak olan şaşar, hedefe varamaz, helak olur. İlimsiz kulluk olmaz. Ümmeti Muhammedde alimin ve ilmin rolü büyüktür.
Ramazan ayında ilim öğrenme, bilerek kulluk yapmaya çalışma gayretine girmeliyiz. Taklit ederek, ben babamdan böyle gördüm tembelliğini bırakıp, işin aslını öğrenmeye çalışmalıyız. O zaman göreceksiniz ki, bildiğimizi zannettiğimiz çok şeyin cahiliyiz. İlim yolunda olmak başlı başına bir ibadettir, sevabı da çoktur. Rabbim sevdiklerini sevdirsin.

Google’ dan Ramazan sayfası

Google, İslam dünyasına yönelik Arapça, İngilizce, Fransızca ve Endonezce dillerinde ramazan sayfası hazırladı. İnternet tabanlı hizmet ve ürünler geliştiren ABD merkezli Google ' ın hazırladığı özel sayfada, ramazan ajandası, iftara özel yemek tarifi, servis tanıtımları ve bu ayda internette en çok arananlar listeleri bulunuyor. Giriş yapılan ülkeye göre Arapça, İngilizce, Fransızca veya Endonezce dillerine yönlendirilen sayfada, her ülkeye özgün çeşitli video ve içeriklere yer veriliyor. Değişmeyen tek içerik Kabe Farklı dillerde farklı içeriklerin gösterilmesine rağmen Google ' ın ramazan sayfasında değişmeyen tek içerik, Mekke ' de Kabe ' nin bulunduğu Harem-i Şerif ve Medine ' deki Mescid-i Nebevi ' den yapılan canlı yayınların izlendiği bağlantı. Seyahat bilgilerinin de yer aldığı sayfaya " google. com / landing / ramadan " adresinden erişilebiliyor. Arapça, İngilizce, Fransızca ve Endonezce olarak gezilebilen sayfanın Türkçe dil seçeneği bulunmuyor.