Kitap Tanıtımı
Eylül- Mehmet RAUF
[email protected]
“Öyle bir yerde yaşamalı ki insan kalabalık olmalı ama içine girmemeli.” Bütün olayların bu düşünceyle
başladığını söyleyebilirim.
Dededen kalma konakta yaşayan Süreyya ve eşi Suat yaşadıkları bohem hayattan kurtulmanın, bu kalabalık
aileden sıyrılıp kendi başlarına huzurlu bir yerde yaşamanın hayalini kurarken Suat’ın aklına gelen fikirle bir
kurtuluş yolu bulunur.
Suat babasından aldığı parayla İstanbul’da bir yalı tutar ve o köhne konaktan kurtulurlar. Buraya kadar her
şey tamam gibi gözüküyor. Okuyucu kitabın ikinci sayfasında bir terslik olduğunu farkedip Suat’ın bir kadın
Süreyya’nın ise bir erkek olduğunu anlıyor. Sonra kafada kişilikler oturmaya başlıyor. Suat Hanım ve Süreyya
Bey bu kitabın baş karakterleri; Necip Bey de onların arkadaşı olarak düşünülüyor. Ancak kitabın akışına
kapılınca ana karakterlerin Necip Bey ve Suat Hanım olduğu sonradan anlaşılıyor.
Suat Hanım kaçmak için kurduğu planı ve kuş kafesi diye adlandırdıkları konaktan uçup gidişlerini
düşündükçe, yüreği nahoş oluyordu. Yeni evlerine çoktan alışmıştı. 1900’lü yılların İstanbul’unun içinde
yaşayan karakterler sizi o dönemde bir gezintiye çıkarıyor. İstanbul’un eski hallerinden kadınların giyim
kuşamına, yaşam biçimine, yalıların güzelliğine ve o dönemin müzik tarzına kadar İstanbul aşkı her satıra
konduruluyor. Suat İstanbul’un gün içinde aldığı bütün halleri aklına kazımıştı çoktan. Bu şehir başkaydı.
İstanbul’un sabahı, öğlesi, akşamı Suat ve Süreyya’nın ruhuna nüfuz ederken her gün doğuşunda bu şehre
yeniden âşık oluyorlardı. Onların sürdüğü bu naçizane hayata Necip de eklenmişti. Beraber İstanbul’