INmagazine Sayı 16 | Page 28

ÇEŞİTLİLİK Küçük çocukken başlar aslında ayrımcılık. Toplumsal cinsiyet sorunlarının tohumları çok küçükken atılır. Erkeklere mavi renk yakışır kızlara ise pem- be… Erkekler doktor olacaktır kızlar hemşire hatta daha da kötüsü ev kadı- nı. Hatta oyuncaklarda bile meslekler cinsiyetlere göre değişiklik göstere- cektir. Elbette bu ön yargılar istihdam etmede de herkesin yargısını (kadın ve erkek fark etmeden) etkileyecektir. Bu da stereotiplere göre meydana ge- len meslek dağılımını katılaştıracaktır. Peki bunun tarihi kökenleri nelerdir? H 26 içbir şekilde eril bir zihniyetle özdeşlemiş bir mesleği kızlara yakıştırmaz oyun- cak sektörü Oyuncak askerlerin veya itfaiyecilerin hepsi erkektir. Bu ön yargılar eğitim sıra- larında da devam eder. Sonuçta cin- siyetlere göre artık ayrım başlamıştır. Dizilerde filmlerde bu anlayış iyice pekiştirilir. Kadınlar hemşire erkek- ler itfaiyeci olacaktır. Aslında erkekler ile kadınlar ara- sındaki ayırım çok eskilere kadar gidecektir. Atalarımızı avcı toplayıcı olduğu zamanlarda bile erkekler avcı kadınlar ise toplayıcı olarak çalış- maktadır. Fakat bu zamanlarda bile avın çok daha rastlantısal, toplayıcı- lığın ise daha kesin sonuç vermesi; kadınların toplumdaki statü farkının açılmasını engelliyordu. Hatta yapı- lan araştırmalarda kadınların tarım devrimimi gerçekleştirdikleri ve buğ- day ve arpanın atası olan yabani otla- rın tohumlarını da toplamış oldukla- rını düşünmeliyiz. Devrimi başlatan ise bu gibi tohumların bilinçli olarak uygun topraklara ekilmesi olmuştu.¹ Özellikle tarım devrimi sırasında meydana gelen ekmek, mayalama, bira gibi insanlık üzerinde büyük bir etkisi olan icatlar ve keşifler, etnog- rafik kanıtlardan varılan sonuçlara göre, kadınların eseriydi. Yine kap yapma, iplik bükme , dokuma tezgâ- 1 Gordon Childe: Tarihte Neler Oldu? hı ve keten ve pamuk yetiştirmeyi ilk kadınların bulduğu düşünülüyor. Daha sonra ise kadınların geri pla- na atılması süreci geldi .Tam olarak açıklanabilmese de kadınlar iş gü- cünden uzun bir süre (belki de kent devriminden sanayi devrimine ka- dar) uzak bırakıldılar. Sadece hane ve çocukla ilgili işler ile ilgilenmesi ve tarım yapması dışında kadınlar is- tihdam edilmemesi bir gelenek halin aldı. Bu da erkeklerin kadınlar üze- rinde büyük bir baskı kurmasına ve ayrımcılığın korkunç boyutlara var- masına sebep oldu. Ta ki sanayi devrimine kadar bu belki de izolasyon diyebileceğimiz ayrımcılık devam etti. Sanayi devri- mi ile sermayenin emeğe olan açlığı kadınların istihdamının yolunu açtı. Özellikle dünya savaşlarından sonra devam eden bu gerek sosyal gerek ekonomik gerek ise teknolojik deği- şiklikler kadınları evlerinin içinden çıkarıp onları ücret karşılığı ekono- mik hayatın daha fazla içinde olmaya itti. Bu da sosyal olarak kadınların daha fazla eşitlik isteme hakkını do- ğurdu. Fakat istihdam yaratılması sorunları ne yazık ki bitirmedi. Belki de binlerce yıllık eşitsizliğin bir anda bitmesi söz konusu olamazdı. Eşit ücret konusunda ayrımcılığa maruz kalan kadınların en büyük sorunla- rından biri de meslekler konusunda yapılan cinsel ayrımcılık. Cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık ise bilindiği gibi mesleklerin yatay olarak katmanlaşarak erkek ve kadın işi olarak ikiye ayrılması ve bireylerin cinsiyetlerine göre istihdam edilmesi olarak görülebilir. Mesleki ayrımcılık sadece böyle kalmamakta “kadın işi” olarak görülen işler genellikle düşük statülü, düşük ücretli ve güvencesiz işler olmaktadır. Hatta çoğu zaman kadınlardan gönüllüğe dayalı bile ça- lışmaları istenmektedir. Sonuçta on- lar ev kadınlığından böyle “bedelsiz” çalışmaya alışık değiller midir. Oysa erkek işleri itibarlı, sorumluluk geti- ren, yüksek ücretli işler olmuşlardır. Çünkü onlar konumları gereği avcı- dırlar. Narin kadınları korumak için bu yüksek ücretli işleri yapmaları gerekir(!) Üstelik bu ayrımcılık çok erken yaş- lardan başlıyor. Dünya Ekonomik Forumu tarafından çocuklara top- lumsal cinsiyet kalıplarını öğretmek amacıyla bir yapılan bir araştırmada Çocuklara “nasıl birine benziyor?” diye bir soru sorulup kendilerinden “bir itfaiyeci, cerrah ve savaş pilotu” çizmeleri isteniyor. Çocuklar çizimlerinde kafalarındaki mesleklere uygun olarak tam 61 er- kek ve sadece 5 kadın çiziyor. Meslek erbaplarının hepsinin kadın çıkması ile ise tam bir şaşkınlığa uğruyorlar. Bu araştırmadan yola çıkarsak top- lumsal cinsiyet kalıpları 5 ve 7 yaşla- rı arasında tanımlanıyor. ² düzey yöneticilerin %18’i kadın ve bu oranla Türkiye, 144 ülke arasında 107. sırada yer alıyor. Türkiye’deki uzman meslekler ve teknik eleman- lar arasındaki kadınların oranı %39. Bu oran, Türkiye’yi dünya genelinde 104. sıraya getiriyor. Günümüzde kadınların özellikle ül- kemizde aşması gereken bir çok so- run bulunmaktadır. Dünya Ekonomik Forumu’nun 144 ülkeyi kapsayan Küresel Cinsiyet Uçurumu 2017 araş- tırmasına göre Türkiye, ekonomik katılım ve fırsat, eğitime katılım, sağ- lık ve politik güçlenme göz önünde bulundurulduğunda, 131. sırada yer almaktadır. 2017’ de Türkiye’deki üst 2 http://www.psychologies.com.tr/mesleklerdeki-cinsiyet-ayrimi/ Görsel www.freepik.com sitesinden alınmıştır. Peki bu durumun nasıl önüne geçile- bilir? Elbette her şeyden önce eğitim- de kadın erkek eşitliğinin sağlanması şarttır. Özellikle toplumsal cinsiyet rollerine göre geri planda kalmaya zorlanan kadınlar için mesleki eği- tim için yatırımlar yapılması elzem görülmektedir. Böylece kadınların daha yüksek statülü işlerde çalışma- sı için gerekli bilgilerle donatılması sağlanacaktır. Bunun yanı sıra tüm toplumda meslekler hakkındaki cinsiyetçi ön yargıların yok olması için far- kındalık çalışmaları da yapılma- lıdır. Ayrıca kadınların gelenek- sel olarak kendilerine yüklenen aile içi sorumluluklarını azaltacak düzenlemelerin de yapılması ge- rekmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalar- da, cinsiyete dayalı mesleki ay- rımcılık konusunda kadınların sorunlarının ne yazık ki bitme- diği ortaya çıkmıştır. Kadınla- rın iş dünyasındaki istihdamını olumsuz etkileyen bu durum sade- ce kadınların ekonomik durumunu sosyal, kültürel ve eğitim durumları- nı da negatif yönde etkiliyor. Üstelik bu durumun ne yazık ki nesiller bo- yunca miras verilerek devam etmesi sağlanıyor. Üstelik cinsiyetler mesleklerle ilişki- lendirildiğinde, bu durum insanların o pozisyonda iş başına gelen erkek ya da kadına yüklediği otoriteyi de olumsuz olarak etkiliyor. Bu yüzden erkekler, erkeklerle ilişkilendirilen mesleklerde yönetici olan kadınlara gene olarak olumsuz bir ön yargı ile yaklaşıyorlar. Bu da söz konusu işte verimlilik riski doğuruyor. meye pek gerek yok gibi duruyor. Yine bu tür mesleki cinsel ayrımcılık genel olarak işe alımlarda kadınların ne kadar liyakatlı olurlarsa olsunlar işe kabul edilmelerini negatif etkili- yor. Çoğu zaman işe erkekler tercih edilirken eğer bir kadın “erkek” ola- rak görülen bir meslekte çalışıyorsa kendisinden daha fazla performans bekleniyor ve bu artı performans ol- mazsa kadının işte başarısız olduğu konusunda bir yargı oluşuyor. Hatta eğer bir kadın böyle mesleklerde ba- şarısız olursa; bu sırf kadın olduğu için fikri pekiştiriliyor. Bir erkek ba- şarısız olduğu zaman böyle bir anla- yışın meydana gelmediğini ise söyle- Peki şirketler bunun için ne yapma- lı? Özel sektörün yapması gereken- lerden en önemlisi özellikle mesleki ayrımcılık konusunda şirket içinde gerekli politika ve prosedürleri ha- zırlaması gerekmektedir. Daha sonra bu ayrımcılığa son verme konusun- daki kararlı olduklarını organizas- yonun en yukarısından en aşağısına kadar kesin bir dille belirtmeleri ge- rekmektedir. Toplumsal ön yargıları kırmanın bütün zorluklarına rağmen kendi kapılarının önünü temizleme- leri belki de en önemli adımlardan biri olacaktır. Unutulmaması gerekir ki kadın er- kek ayrımcılığının her alanda sona ermeden gerek ülkemiz gerek dün- yamızda her şey eksik olarak ilerle- yecektir. Simone De Beauvoir’ın de- diği gibi “Kadını götürüp mutfağa ya da süsleme odasına kapatıyor, sonra da ufkunun darlığına şaşıyoruz; ka- natlarını kesiyoruz, sonra, uçamıyor diye yakınıyoruz.” 27