içindeler . Birbirlerine soruyorlar , “ Acaba bu hangi ülkenin prensesi ?” Hepsini merak sarıyor . Onların taktıkları o kolyeler , o yüzükler hepsi kömür hâline geliyor , Fatma Annemizin yüzünün nurunun yanında .
Dayanamayıp Fatma Annemizin yanına gelip soruyorlar , “ Kızım ” diyorlar , “ sen hangi kralın kızısın ?”
Fatma Annemiz , “ Ben hiçbir kralın kızı değilim ” diyor , “ ben Hazreti Resûlallah Muhammed ’ in kızı Fatma ’ yım .”
Onlar , Fatma ' yı çağırdılar dâvete , onunla alay etmek için , ama kendileri alaya düştüler .
Sonra o kötü düşünceler akıllarından gitti ve hepsi dostça sarıldılar Fatma ’ ya .
Şimdi … Hazreti Fatma Annemiz , Hazreti Ali Efendimizle nikâhlandıktan sonra , bir gün , İmam Ali Efendimiz istiyor biraz benlik taslasın ; dönüyor Hazreti Fatma Annemize , “ Fatma ” diyor , “ belimdeki bu Zülfikârı görüyor musun ?”
O da , “ Görüyorum ” diyor . “ Bu bana cennetten hediye .”
Fatma Annemiz , Ali ’ ye dönerek , “ Sen onu daha görmeden önce , ben onu görmüştüm .”
Ali hemen dikleniyor , “ Nasıl gördün sen ?” diyor , “ Benden önce …”
“ Babam , mânâ âleminde , yâni kendi iç âleminin cennetinde dolaşırken , ben bir elma ağacında elma idim . Babamın canı çekti , ağaçtan bir elma koparıp yedi . O elmanın olduğu dalın üzerindeki bir dalda da bu Zülfikâr asılıydı . Ben elma iken , bu Zülfikâr ' ı görüyordum , başımın üzerinde . O elmayı , babam kopardı , yedi . O elmadan ben geldim bu âleme ” dedi , “ istersen sor , babama .”
250