Dokun Dergisi | Page 34

DOKUN Sedat Bozkurt B azı insanlar vardır. Bu insanlar hayatlarını davalarına; davalarını da kalemlerine yüklemişlerdir. Davaları onlar için o kadar değerlidir ki atacakları her adım davaları içindir. Davaları onların içinde ne kadar güçlü ise onlar da o kadar güçlüdür. O kadar keskindir kalemleri o kadar hür olur ruhları ve hayalleri, o kadar temiz ve saf olur inançları, inançları doğrultusunda sürdürürler yaşamlarını. Bu insanlar hayatlarının kendilerine ait olmadıklarını bildikleri için hayatlarını sürdürürken bunu bilerek yaşarlar. Bu insanlar, kalemlerinin yükünü İslam inancı ile yükledikleri için bitmez tükenmezdi kalemleri. Onlar için edebiyat bir amaç değil araçtır. Çünkü bilirler ki kelimeler ve kavramlar namusumuzdur. Namuslarına halel getirmemek için de yazarken seçerek ve süzgeçten geçirerek yazarlar. Kavramlarımızın içinin boşaltıldığı ve kelimelerin içimizde yankı bulmadığı dönemde onlar kelimelerin içimize işlemesine ve içimizde bazı şeyleri harekete geçirmesine ömürlerini verdiler. Hayat onlar için sadece fiziksel ve psikolojik ihtiyaçtan ibaret değildir. Onlar hayatlarına anlam yükleyerek ya- 34 şamış yedi güzel adamdır. Allahu Teâlâ onların yollarını bir şekilde kesiştirmiş ve bu güzel insanları davalarında birleştirmek için sebeplerle bu insanları inanç, düşünce ve eylem döngüsü içerisinde bir araya getirmiştir. Daha lise yıllarında birbirlerini buldular ama sanki aynı evde büyümüş kardeşler gibiydiler. Kalem kılıçları, kelimeler kalkanları oldu. Yaşayışları sıradan hayatları dopdoluydu. Yedi güzel adamın amacı, hayatı ve yaşayışı ne içindi neden yığınlarca kitap okudular, kitaplar yazdılar? Maddi imkânsızlıklara rağmen en güzeli için her zaman uğraş verdiler. Davaları için ömürlerini verdiler. Çünkü onların ruhları hala bazı şeylerin farkındaydı. Elbette inançlarıydı bu farkı onları düşündüren. Bunu, Firavunî sistemlerin bütün gücünün İslam’ı yok etmek olduğunu bildikleri için eyleme geçmeleri ve bunun sürekli, daima ve sonsuza dek olması gerektiği inancıyla yaptılar. Ama ben zannetmiyorum ki bu insanlar davalarını şöhret yapmak için hava atmak için ve yahut cinsi münasebetlerine alet etmek için kullandılar. Günümüzde ise kapitalist sistemlerin evimizin başköşesine ev sahibi gibi koyduğu teknolojik aletler, sanki amaçları buymuş gibi bize aksettiriyor. Ara- da bir davalarından bahsediyor; ondaki maksatta “bahsedilmedi demesinler” diye muhtemelen. Medya reyting kazanmak için bu insanların isimlerini mükemmel şekilde kullanıyor; ama kendi çıkarları doğrultusunda. Bu insanlar ömürleri boyunca insanlara öncülük etmek için sıkıntılarla boğuşmuşlar. Savaştıkları şey, zaten sistemin getirdiği utanç verici görüntü ama aynı sistem bunları amaçlarının dışında göstererek sistemin parçası yapmaya çalışıyor. Kardeşlerim hâl böyle olunca dava bir kenara güzelce itiliyor. Amaçtan uzak sadece insanların ilgisini çekmek için kullanılıyor, sonra da bu insanlar ekranlarda gördüklerine inanıp buna göre yorum yapıyorlar. Anlayış ekranda gördüğünden ibaret olunca ve maalesef kitap okuma ve araştırma seviyemiz de korkunç düzeyde zayıf olduğundan dolayı neyin ne olduğunu anlamaktan uzak kalıyor, büyülenmiş gibi ekranlardan izlediklerimizle yetiniyoruz. Her defasında okumayı tavsiye eden bu güzel adamları da okumadan; sadece ekranlardan gördüğümüz kadarıyla anlamaya çalışmak nasıl bir yanlıştır? Bunu da vicdanlarımıza sorabiliriz. Sorgulanacak vicdanımızın seviyesi ne durumda onu da sorgulasak hiç fena olmaz. Kardeşlerim, anlatmak istediğimiz; davaları için hayallerini ve hayatlarını vermiş, yılmamış, bık- mamış ve usanmamış insanların hayatlarını sadece çıkar meselesi haline getiren ve ruhları öldürüp sadece beden bırakan zihniyette sistemlerin oyuncağı haline gelmiş insanlar boşluğa bakar gibi zaten bakıyorlar. Biraz entrika da girince işin içine Ali Ayşe’yi seviyor misali hemen insanları karenin içine alıyor. Yani kardeşlerim, şöyle düşünün medyanın insanları koyduğu durum şundan X