Dilhâne Şubat 2019 şubat2019 | Page 81

Büyük Balık Mı, Küçük Balık Mı? Ahmet Şahan Efkarın efkarı harladığı günlerden bir gün atalarımız, “Büyük balık, küçük balığı yutar.” Diyerek yine o hikmetli sözlerinden bir söz etmişler. Peki ya siz? Hangisi olmayı tercih ederdiniz? Büyük balık mı? Küçük balık mı? Bu soruyu önce Çeyrek’e sordum ve şu cevabı aldım: “Büyük balık olup, küçük balığı yutmaktan; Yine küçük balık olup, büyük balığa yem olmaktan Allah’a sığınırım.” Bunu demesinin sebebi aslında sözün manasında gizli idi. Bakın bu söze nasıl bir açıklama düşmüş Türk Dil Kurumu " Güçlüler, güçsüzleri ezer. " Ezmek! Yani zulüm etmek! Oysa zulüm hem dinimizce, hem de töremizce katî surette reddedilmiştir. Hele de zulmün (bil hassa İslam coğrafyası olmak üzere) tüm dünyada kol gezdiği ve yine zulme toplu ağızlardan çokça lanet okunduğu şu günlerde, hangi akil insan ister ki ‘Büyük Balık’ olmayı. Bu hususta hepimizin zihninde merhum Mehmet Akif Ersoy’un “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem...” dizesi canlanmıştır muhakkak. Ayrıca zulüm eşittir, fiziksel şiddet demekte değildir. Psikolojik veya sözlü, şiddetin her türlüsü aynı şekilde zulümdür. Öyle ki çoğu zaman psikolojik/sözlü şiddet, fiziksel şiddetten çok daha tahrip edicidir. Şiddetin türü olan bu davranışları sergileyen kişilerin de, dinimizde ki zulüm naslarına muhatap olduğunu iddia etmek pek tabîdir.