Köprü
Faruk Yıldız
Çakmağı çakarken birden siper ettiği elinden yakaladı. Hiçbir şey
yokmuş gibi sıkıca tutundu İdris ve yine vazgeçti atlamaktan.
Hamit hemen alıp götürdü yanımdan. Bense daha çok susuyorum
artık. Perşembeye kadar susuyorum.
Ama Perşembe…
Yine köprüde İdris. Saat daha dokuz olmamış. Kafası da güzel bu
defa. İşi inada bindiriyor sanki. Bekliyoruz, hem de hiç olmadığı
kadar. İdris tedarikli. Cebine bir şişe sokuşturmuş. Üşüdükçe
çıkarıp zıkkımlanıyor. Sigara diyoruz, bu defa yemiyor. Atıyor elini
cebine, paketi çıkarıyor. Çakmak diğer cebinde. Onca ayaza
rağmen üç beş kişiyi başına toplamayı bile başarıyor bu defa. Saat
gece yarısını çoktan geçmiş. Yalvarıyoruz.
“İdris, hadi oğlum! Bak yeter artık.”
“Olmaz ağabey! O kız gelecek buraya!”
Alttan alıyorum yine. Saat dördü geçmekte ve bütün sabrım
tükeniyor artık. Hamit gencecik bir çocuk. Hâlâ dil dökecek gücü
var. Biteviye konuşuyor hâlâ. Gözlerim kapalı. Lodos kulaklarımı
yırtıyor. Bir uğultu duyuyorum sadece ve sonunda patlıyorum.
“Yeter laannnnn! Kes! Şerefsiz!”