Uyanışın Şükrü – Seda Nur Demir
O gün yine teravih namazı kılıp otele yürüdük. Bu arada otelin
Aksa’ya yakın olması çok büyük bir avantajdı. Sabah namazlarını
Aksa’da kıldık. Fecr vakti ise Aksa görülmeye değer ayrı bir huzur
veriyor insana. Biraz da Filistin halkının Türklere olan sevgisinden
bahsetmek istiyorum. Türkiye’den geldiğimizi duyunca indirim
yapan esnaflar mı dersiniz yoksa evine davet eden ablalar mı
dersiniz, bize dert yanan teyzeler mi dersiniz… Daha niceleri var
böyle. Aklımda kalan bir anımı anlatmak isterim. Tarihi çarşıda
alışveriş yaparken bir mağazaya girdik. Bir arkadaşımız bir kıyafet
alacaktı esnaf ağabeyimiz Türk olduğumuzu öğrenince bize indirim
yaptı. Sonra birkaç kelime Türkçe konuştu, bize kartını verdi.
Kartında Filistin ve Türk bayrağı vardı. Meğer ağbi, Kayseri’den de
mal getiriyormuş. Ne güzel bir bağ bu böyle. Çarşıda dolanırken sık
sık Türk dizileri izleyen amcalarla karşılaşabilirsiniz. Bir zamanlar
Kurtlar Vadisi izlenirken, bu sıralar Diriliş Ertuğrul izleniyormuş.
Bunlar aslında gönül bağımızın ne denli kuvvetli olduğunun işareti.
Aslında bakarsanız bu sevgi gönül bağımızdan ziyade bu davada bize
ne kadar güvendiklerinin de bir göstergesidir. Peki bizler bu gönül
bağının hakkını veriyor muyuz? Kudüs’ü kendimize dert ediniyor
muyuz? Kudüs hayatımızın neresinde? Bu soruları siz kendinize
sorarken ben bir hadis-i şerifi hatırlatmak istiyorum. Peygamber
Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki:
"Mescid-i Aksa’ya gidiniz ve orada namaz kılınız eğer oraya gidemez
ve orada namaz kılamazsanız, kandillerinde yakılmak üzere
zeytinyağı gönderiniz " (Ebu Davut-İbn Mace)
106