Arslan Karadayı
Türbenin iç avlusunda toplanan kalabalık
bir
cemaat
cenazenin
gelmesini
bekliyordu. Helalleşip cenaze namazını
kılacaklardı. Cemaate cenazenin yaşlı bir
zat’a ait olduğu söylendi. Herkes tabutun
bir an önce gelmesini bekliyordu. Bu
arada büyüdü cemaat. Bir grup da asker
geldi. Tören tertibinde geçtiler avluda bir
yere. Adeta şehit cenazesine döndü alan.
Ancak ilginç bir şey vardı. Askerlerin
sırtında silah değil de kalem taşıyorlardı.
Derken tabut geldi. Teneşire bıraktılar
tabutu.
Bir de baktılar ki cenaze yaşlı değil.
Gözlerinin altı çürümüş, vücudu bitap
düşmüş ve zayıflamış, saçları beline
kadar gelen soluk benizli bir genç kız
dediler sonra. Bir genç kızın cenaze
namazı kılınacaktı. Cemaat şaşırdı. Bir
sessizlik oldu. Uğultular yükselmeye
başladı ardından. “Kimmiş, nedenmiş,
nasıl olmuş” sesleri birbirini izliyordu
şaşkınlıkla.
Bu anda bir meczup koşarak geldi
avlunun diğer yanından. Bağırmaya
başladı. Sesi net ve güçlü idi. Sağ elini
kaldırıyordu havaya.
“Bu kız neden öldü biliyor musunuz?
Neden burada bu kız?”
Sesinin şiddetini artırdı.
“Bu kız tecavüz nedeniyle öldü. Sadece
bedenine değil, onuruna, ruhuna tecavüz
ettiler bu kızın!
Bu kızın hayatını çaldılar. Dünyasını
aldılar. Onu çiğnediler!”
Avluda uğultu da bitti. Herkes meczubu
izliyordu şimdi. Meczup bu kez sırtında
kalemden silahlar olan askerlere döndü.
“Peki siz? Siz o silahlarınızı bu zulüm
yaşanırken nerede kime kullanıyordunuz
ki bu kızın katillerine sıkmadınız?”
52