Peki gönüle ne oldu da kelimeler lal,
insan kayıp oldu?
Yetiş ey keştibânım büsbütün
deryada yangın var
Değil derya yalınız cümle hep
sahrada yangın var
Açıldı bağ-ı vahdet gülleri mest oldu
bülbüller
Zemîn-ü âsumân dünyâ ve
mâfîhâda yangın var
Erişti nev-bahâr vakti figâna başladı
bülbül
Değil bülbül yalınız ol gül-i ranâda
yangın var
Kanaatim odur ki insanın nerede
olduğunu Salih Baba bu mısralar ile
açıklamaktadır.
Eskiler ‘’doğru ve güzel’’ işitir, ‘’doğru
ve güzel’’ söyler, ‘’doğru ve güzel’’
aktarırdı.
Eskileri dinleyerek izinden giderek
bugünün dilini oluşturmak
mümkündür. Yeter ki çaba ve gayret
sarf edelim.
(İnsanın gönlü ayna gibi saf ve temiz
olmalı bakan kendini görmeli, eğer
insan isen ki öyleyim diyorsun bu
kalbindeki kin, nefret, öfke, neden ve
niçin var?)
Osman Kemali Efendi ise:
Her ne yüzle baksa göz ayinede
kendini görür
Vechini pak eyle kim mir'ata bühtan
olmasın
(Hangi gözle bakarsan öyle
görürsün. Yüzünü temizle de aynaya
iftira etme çünkü ayna olanı
gösterir.)
Şeyh Galip, insanı şu mısralar ile
tanımlarken, bizlere de yol
göstermektedir.
Yâkût-ı sirişkiz yerimiz dîde vü dildir
Ateşle sudan hâsıl olur bir güheriz biz
(Gönülde yanan ateş ve gözden
akan yaş birleştiğinde insan oluruz.)
Şeyh Galip ‘’Kalb bir
gencinedir cismim anun vîrânesi’’
derken gönül, insanın bedeninde
bulunan en kıymetli hazinesi, özü ve
kılavuzudur der. Hayatımızı, işimizi, gönlümüzü,
sözümüzü, eylemlerimizi kısacası bize
dair ne varsa güzel ve doğru
kılmalıyız ve unutmamalıyız ki;
Baki merhum: İnsanın gönül hanesinde ne varsa dil
hanesinde de o olmalıdır.
İnsan oldur ki âyîne-veş kalbi sâf ola
Sinende neyler âdem isen kîne-i
peleng Vesselam…
47