Dilhane Nisan Sayısı nisan | Page 47

Peki gönüle ne oldu da kelimeler lal, insan kayıp oldu? Yetiş ey keştibânım büsbütün deryada yangın var Değil derya yalınız cümle hep sahrada yangın var Açıldı bağ-ı vahdet gülleri mest oldu bülbüller Zemîn-ü âsumân dünyâ ve mâfîhâda yangın var Erişti nev-bahâr vakti figâna başladı bülbül Değil bülbül yalınız ol gül-i ranâda yangın var Kanaatim odur ki insanın nerede olduğunu Salih Baba bu mısralar ile açıklamaktadır. Eskiler ‘’doğru ve güzel’’ işitir, ‘’doğru ve güzel’’ söyler, ‘’doğru ve güzel’’ aktarırdı. Eskileri dinleyerek izinden giderek bugünün dilini oluşturmak mümkündür. Yeter ki çaba ve gayret sarf edelim. (İnsanın gönlü ayna gibi saf ve temiz olmalı bakan kendini görmeli, eğer insan isen ki öyleyim diyorsun bu kalbindeki kin, nefret, öfke, neden ve niçin var?) Osman Kemali Efendi ise: Her ne yüzle baksa göz ayinede kendini görür Vechini pak eyle kim mir'ata bühtan olmasın (Hangi gözle bakarsan öyle görürsün. Yüzünü temizle de aynaya iftira etme çünkü ayna olanı gösterir.) Şeyh Galip, insanı şu mısralar ile tanımlarken, bizlere de yol göstermektedir. Yâkût-ı sirişkiz yerimiz dîde vü dildir Ateşle sudan hâsıl olur bir güheriz biz (Gönülde yanan ateş ve gözden akan yaş birleştiğinde insan oluruz.) Şeyh Galip ‘’Kalb bir gencinedir cismim anun vîrânesi’’ derken gönül, insanın bedeninde bulunan en kıymetli hazinesi, özü ve kılavuzudur der. Hayatımızı, işimizi, gönlümüzü, sözümüzü, eylemlerimizi kısacası bize dair ne varsa güzel ve doğru kılmalıyız ve unutmamalıyız ki; Baki merhum: İnsanın gönül hanesinde ne varsa dil hanesinde de o olmalıdır. İnsan oldur ki âyîne-veş kalbi sâf ola Sinende neyler âdem isen kîne-i peleng Vesselam… 47