beş kişinin bir tabak miktarındaki yemek artığı, açık denize
döküldüğünde denizi kirletmez. Organik maddedir, balıklara da yem
olur. Yemek artığı dediğiniz şey, kokutmadan veya atmadan önce
mideye indirdiğiniz gıda maddesi idi. Elbette, koydan çıkıp denize
açıldıktan ve en az 40 metre derinliğe ulaştıktan sonra denize
döktüğünüzde denizi kirletmez. Söz konusu olan binlerce kişinin
çalıştığı fabrika atığı değil…
Bir anımı paylaşmak istiyorum. Tarihini tam hatırlamıyorum ama
galiba 2000 yılıydı. Ekim ayının sonları, Gökova’da dolaşıyorum. Hani
derler ya, Tanrı dünyayı yarattı, içine de cennetten bir parça koydu. Ya
da Sadun Boro büyüğümüzün dediği gibi: “Tanrı dünyayı yaratmış.
Gökova’yı nakşetmiş. Cenneti tasvir için, kullarına bahşetmiş…”
Gökova’da dolaşırken, Sadun abi ile telefonlaştık. “Falanca koydayım.
Hadi gel. Akşama da ahtapot yapacağım” dedi. Hem Sadun abiyi
özlemişiz, hem da ahtapot lafını duyunca, bulunduğum yerden bir demir
alışım ve “falanca” koya bir gidişim var ki, sormayın.
Falanca koy diyorum. Çünkü denizcilik kültüründen yoksun tekne
sahiplerinin ya da tekne kiralayanların, koylarımızı mahvetmelerinden
ötürü artık hangi koylara gittiğimi pek söylemiyorum ve yazmıyorum.
Sadun abinin o kuğu güzeli Kısmet yelkenlisinin yanına demir attık,
teknemizi de kıçtan karaya bağladık. Nefis bir koy. Hava güzel, deniz
sakin, etraf orman… Gelirken muhtelif koylarda çok sayıda tekne
görmüştük. Biz koyda yalnızız. Pek bilinen bir koy değil. Sohbet ettik,
denize girdik ve akşamüstü uzun bir orman yürüyüşüne çıktık.
Tıpkı masallardaki gibi, dere tepe düz gittik. Tepeler aştık, tepeler
indik. Bu yeryüzünde tıpkı bir masal kahramanı gibi, cennetin en
fantastik yerlerinde dolaşıyoruz. Bir hayal edin lütfen…
Tatlı bir yelken seyri… Ardından sakin, ıssız bir koy… Pırıl pırıl bir
deniz… Ve o koyu ve çevredeki diğer koyları sarıp sarmalayan çam
ormanı… Demir atmışsınız, karaya çıkıp o güzelim çam ormanında
yürüyor, mis gibi havayı ciğerlerinize çekiyorsunuz…
İşte böyle bir masal dünyasında yürüyüş yaparken, biraz ileride, birkaç
tepe arkada bulunan koyların oraya geliyoruz. Mis gibi deniz ve orman
kokusu birdenbire iğrenç bir kokuya dönüşmeye başlıyor. Gökova gibi
bir cennette, bir masal dünyasında yaşarken, ne oldu böyle?..
Denizde yedi, sekiz tekne demir atmış, sakin suda yatıyor. İnsanlar
kahkahalar atarak tekneden cuup diye denize atlıyorlar. Karada ormanın
içinde beyaz ucube bir kulübe… Etrafında mavi, siyah ve beyaz çöp
Denizde yaşamak
117