94 ..................................................................................... İslam'da Şia
Abbasi hükümdarı Mansur'un korkusundan dolayı ol-
duğuna inandılar.
Bir kısmı ise, imametin, İsmail'in hakkı olduğunu,
onun vefatından sonra oğlu Muhammed'in bu maka-
ma geçtiğini iddia ettiler.
Diğer bir kısmı da, İsmail'in, babası hayattayken
vefat etmesine rağmen onun imametine, ondan sonra
da imametin, oğlu Muhammed'e ve soyuna intikal et-
tiğine inandılar.
İlk iki fırka az bir süre sonra çeşitli sebeplerle orta-
dan kalktı. Üçüncü bölüm şimdiye dek mevcuttur ve
bir kaç fırkaya bölünmüşlerdir.
İsmailiyye, yıldıza tapanların Hind irfanıyla yoğrul-
muş felsefelerine benzer bir inanç ve felsefe taşır. İs-
lam öğretisi ve ahkamında, her zahir için bir batın ve
her tenzil için bir tevil (bir söz veya hareketi, görünen
manası dışında yorumu) olduğuna inanırlar. Varlık a-
lemi Allah'ın hüccetinden uzak kalmaz ve bu hüccet
"Natık" yani konuşan ve "Samit" yani susan olmak
üzere iki kısma ayrılır. Natık hüccet, Peygamber;
samit de onun vasisi olan veli ve imamdır; her ikisi de
Allah'ın rububiyet makamının en kamil mazharıdırlar.
Hüccetin esası daima yedi sayısı üzerine dönmek-
tedir; şöyle ki velayeti ve nübüvveti (şeriatı) kendinde
toplayan bir peygamber gönderildikten sonra sırasıyla
yedi vasi gelir. Bunların hepsinin, yedincisi dışında sa-