deneme 2 | Page 41

40 ..................................................................................... İslam'da Şia Bir rehberin kıyam ettiği ve mücadele verdiği ilk günlerde dostlarının içerisinden birini kendi vasilik makamıyla, başkalarına tanıtması ama vücutları baş- tan ayağa fedakarlıkla dolup taşan kendi dostlarına tanıtmaması, yahut tanıtıp da yaşantı ve davetinin bü- tün aşamalarında, onu vezirlik görevlerinden alıkoy- ması ve bu makamın ihtiramını gözetmeyip onunla diğerleri arasında hiç fark gözetmemesi mümkün de- ğildir. 2- Şia ve Ehli-Sünnetin Mütevatir ve Mustafiz olarak rivayet ettikleri hadislere göre Resulullah (s.a.a) apa- çık bir şekilde özetle şöyle buyurmuştur: 8 "Ali (a.s), iş- ettim: "Ben senin vezirin oluyorum." Peygamber (s.a.a) müba- rek elini omuzuma koyarak buyurdu: "Bu şahıs, benim karde- şim, vasim ve halifemdir. Ona itaat etmeniz gerekir." (Bu ara- da) halk gülüyor ve Ebu Talib'e şöyle söylüyorlardı: O, sana oğ- luna itaat edip, onun sözünden dışarı çıkmamanı emretti. (Taberi Tarihi, c.2, s.63. Ebul Fida Tarihi, c.1, s.116. El- Bidayet-u ven-Nihaye, c.3, s.39. Gayet-ul Meram, s.320) 8- Ümmü Seleme Hz. Peygamber'in (s.a.a) şöyle buyurdu- ğunu nakleder: "Ali her zaman Hak ve Kur'an'la, Hak ve Kur'an da Ali ile beraber olup, kıyamet gününe kadar birbirle- rinden ayrılmayacaklardır." Bu hadis, Ehl-i Sünnetten on beş ve Şiilerdense on bir ka- nalla naklolunmuştur. Ümmü Seleme, İbn-i Abbas, Ebu Bekir, Aişe, Ali (a.s), Ebu Said Hudri, Ebu Leyla ve Ebu Eyyüb-i Ensari bu hadisin ravilerindendirler. (Gayet-ül Meram-i Bahrani, s.539-540)