40 ..................................................................................... İslam'da Şia
Bir rehberin kıyam ettiği ve mücadele verdiği ilk
günlerde dostlarının içerisinden birini kendi vasilik
makamıyla, başkalarına tanıtması ama vücutları baş-
tan ayağa fedakarlıkla dolup taşan kendi dostlarına
tanıtmaması, yahut tanıtıp da yaşantı ve davetinin bü-
tün aşamalarında, onu vezirlik görevlerinden alıkoy-
ması ve bu makamın ihtiramını gözetmeyip onunla
diğerleri arasında hiç fark gözetmemesi mümkün de-
ğildir.
2- Şia ve Ehli-Sünnetin Mütevatir ve Mustafiz olarak
rivayet ettikleri hadislere göre Resulullah (s.a.a) apa-
çık bir şekilde özetle şöyle buyurmuştur: 8 "Ali (a.s), iş-
ettim: "Ben senin vezirin oluyorum." Peygamber (s.a.a) müba-
rek elini omuzuma koyarak buyurdu: "Bu şahıs, benim karde-
şim, vasim ve halifemdir. Ona itaat etmeniz gerekir." (Bu ara-
da) halk gülüyor ve Ebu Talib'e şöyle söylüyorlardı: O, sana oğ-
luna itaat edip, onun sözünden dışarı çıkmamanı emretti.
(Taberi Tarihi, c.2, s.63. Ebul Fida Tarihi, c.1, s.116. El-
Bidayet-u ven-Nihaye, c.3, s.39. Gayet-ul Meram, s.320)
8- Ümmü Seleme Hz. Peygamber'in (s.a.a) şöyle buyurdu-
ğunu nakleder: "Ali her zaman Hak ve Kur'an'la, Hak ve
Kur'an da Ali ile beraber olup, kıyamet gününe kadar birbirle-
rinden ayrılmayacaklardır."
Bu hadis, Ehl-i Sünnetten on beş ve Şiilerdense on bir ka-
nalla naklolunmuştur. Ümmü Seleme, İbn-i Abbas, Ebu Bekir,
Aişe, Ali (a.s), Ebu Said Hudri, Ebu Leyla ve Ebu Eyyüb-i Ensari
bu hadisin ravilerindendirler. (Gayet-ül Meram-i Bahrani,
s.539-540)