DEFTERHÂNE’DEN TAPU VE KADASTRO’YA | Seite 184

Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Defterhâne-i Hakanî Kanunnâmenin “hatime” kısmında ise, bu Kanunnâme’nin ilanından itibaren yürürlükte olacağı, bundan önce çıkmış olup bu Kanunnâme’ye mugayir olan tüm hükümlerin fesh edilmiş olduğu ile Fetvahane’de, merkez kalemlerinde ve meclislerde bu Kanunname ile hükmedileceği belirtilmektedir. Aynı zamanda Divan-ı Hümayun Kalemi’nde ve Defterhâne-i Âmire ve diğer yerlerde arazi-i mîrîye ve mevkûfeye ait nizam ve eski kanunların kaldırıldığını da ilan etmektedir. Böylece tahrir defterlerinin baş tarafında bulunan ve yüzlerce yıldır kullanılagelen kanunnameler de artık geçersiz hâle gelmiştir. Arazi Kanunnâmesi’nin hazırlanıp ilan edilmesinden sonra gerek merkezde gerekse taşrada ilgili birimlere çok sayıda tab’ettirilerek gönderilmiş619, arazi ile ilgili tüm hususlarda yeni kanun hükümlerine göre işlemlerin devam ettirilmesi hususunda ilgililer uyarılmıştır.620 Arazi Kanunnâmesi muhtevasından da anlaşılacağı üzere şer’î hukuka ait mülk ve sahih vakılara ait arazi mevzuatına fıkhın konusu olduğu için yer vermemiştir. Bunun önemli bir eksiklik olduğu ifade edilerek, ayrı bir bâb içinde hiç olmazsa şer’i hükümleri de ihtiva eden bir kısmın kaleme alınması gerektiği fikri öne sürülmüştür.621 İslam hukukuyla ilgili bir kanun çalışması bu döneme kadar hiç yapılmamış olduğundan, kanunu hazırlayan komisyonun çekingen davranmış olabileceği de belirtilmiştir.622 Bununla birlikte komisyonun kanunun içeriğine çok fazla müdahale edemediği ve mevcut kanunları derlemekle iktifa ettiği de anlaşılmaktadır.623 Arazi Kanunnâmesi toprak hukuku ile ilgili olarak bazı arazi türlerini dışında bırakmakla birlikte bu hususta yapılmış önemli bir yenilik olarak görülmelidir. Her ne kadar yepyeni bir nizam ortaya koyan ve inkılâpçı yapıya sahip bir kanunname olmasa da,624 dağınık hâlde bulunan hükümleri bir araya toplayıp belli bir nizama sokması ve şekli açısından modern bir yapıya sahip olması bakımından hukuk tarihimizde önemli bir yer işgal etmektedir. Arazi Kanunnâmesinin getirdiği en önemli yeniliklerden birisi, sahib-i arz sıfatıyla araziye ait muameleleri yürüten mültezim ve muhassılları ortadan kaldırıp bu tür işler için yetkiyi devlet adına mal memurlarına vermesidir. Mal memurları bu yetkiyi 1274’ten 1290 yılına kadar kullanmışlar ve sonrasında bu yetki Cumhuriyet’e kadar geçerli olmak üzere Defterhâne teşkilatına devredilmiştir.625 Böylece 7 C.Evvel 1263 tarihli Tebliğ’de de ifade edilen ve suiistimallere açık olan uygulamalara son verilmiş olup, Tanzimat Fermanı’nda ifade edilen mal emniyeti ve bunun kanunla muhafazası hususunda önemli bir adım atılmıştır. Yine bu Kanunnâme ile 1263 tarihli Tapu Nizamnâmesi’nin hükümleri daha tafsilatlı olarak ele alınmış ve tapu muamelatı bir düzene sokulmaya çalışılmıştır.626 619 BOA.A.MKT.NZD. dos.no:292/19; 328/72 620 BOA.A.MKT.UM. dos.no:326/57; 326/43; 522/100; 452/44; 539/44 vs. 621 Veldet, a.g.m, s.185 622 M.A.Aydın, a.g.m,s.347 623 Gayretli, a.g.t., s.158-159 624 Barkan, a.g.m, s.417, 419; Gökbilgin, a.g.m., s.109 625 Mardînizâde Ebu’l-ûlâ, Kavanin-i Tasarruiye, İstanbul 1927, s.22 626 Hüsnî Efendi, “a.g.e., s.4 164