Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Defterhâne-i Hakanî
Kanunnâmenin “hatime” kısmında ise, bu Kanunnâme’nin ilanından itibaren yürürlükte olacağı, bundan önce çıkmış olup bu Kanunnâme’ye mugayir olan tüm hükümlerin
fesh edilmiş olduğu ile Fetvahane’de, merkez kalemlerinde ve meclislerde bu Kanunname ile
hükmedileceği belirtilmektedir. Aynı zamanda Divan-ı Hümayun Kalemi’nde ve Defterhâne-i
Âmire ve diğer yerlerde arazi-i mîrîye ve mevkûfeye ait nizam ve eski kanunların kaldırıldığını
da ilan etmektedir. Böylece tahrir defterlerinin baş tarafında bulunan ve yüzlerce yıldır kullanılagelen kanunnameler de artık geçersiz hâle gelmiştir.
Arazi Kanunnâmesi’nin hazırlanıp ilan edilmesinden sonra gerek merkezde gerekse
taşrada ilgili birimlere çok sayıda tab’ettirilerek gönderilmiş619, arazi ile ilgili tüm hususlarda
yeni kanun hükümlerine göre işlemlerin devam ettirilmesi hususunda ilgililer uyarılmıştır.620
Arazi Kanunnâmesi muhtevasından da anlaşılacağı üzere şer’î hukuka ait mülk ve
sahih vakılara ait arazi mevzuatına fıkhın konusu olduğu için yer vermemiştir. Bunun önemli bir eksiklik olduğu ifade edilerek, ayrı bir bâb içinde hiç olmazsa şer’i hükümleri de ihtiva
eden bir kısmın kaleme alınması gerektiği fikri öne sürülmüştür.621 İslam hukukuyla ilgili bir
kanun çalışması bu döneme kadar hiç yapılmamış olduğundan, kanunu hazırlayan komisyonun çekingen davranmış olabileceği de belirtilmiştir.622 Bununla birlikte komisyonun kanunun içeriğine çok fazla müdahale edemediği ve mevcut kanunları derlemekle iktifa ettiği de
anlaşılmaktadır.623 Arazi Kanunnâmesi toprak hukuku ile ilgili olarak bazı arazi türlerini dışında bırakmakla birlikte bu hususta yapılmış önemli bir yenilik olarak görülmelidir. Her ne kadar yepyeni bir nizam ortaya koyan ve inkılâpçı yapıya sahip bir kanunname olmasa da,624
dağınık hâlde bulunan hükümleri bir araya toplayıp belli bir nizama sokması ve şekli açısından modern bir yapıya sahip olması bakımından hukuk tarihimizde önemli bir yer işgal etmektedir.
Arazi Kanunnâmesinin getirdiği en önemli yeniliklerden birisi, sahib-i arz sıfatıyla
araziye ait muameleleri yürüten mültezim ve muhassılları ortadan kaldırıp bu tür işler için
yetkiyi devlet adına mal memurlarına vermesidir. Mal memurları bu yetkiyi 1274’ten 1290
yılına kadar kullanmışlar ve sonrasında bu yetki Cumhuriyet’e kadar geçerli olmak üzere
Defterhâne teşkilatına devredilmiştir.625 Böylece 7 C.Evvel 1263 tarihli Tebliğ’de de ifade edilen ve suiistimallere açık olan uygulamalara son verilmiş olup, Tanzimat Fermanı’nda ifade
edilen mal emniyeti ve bunun kanunla muhafazası hususunda önemli bir adım atılmıştır. Yine bu Kanunnâme ile 1263 tarihli Tapu Nizamnâmesi’nin hükümleri daha tafsilatlı olarak ele
alınmış ve tapu muamelatı bir düzene sokulmaya çalışılmıştır.626
619 BOA.A.MKT.NZD. dos.no:292/19; 328/72
620 BOA.A.MKT.UM. dos.no:326/57; 326/43; 522/100; 452/44; 539/44 vs.
621 Veldet, a.g.m, s.185
622 M.A.Aydın, a.g.m,s.347
623 Gayretli, a.g.t., s.158-159
624 Barkan, a.g.m, s.417, 419; Gökbilgin, a.g.m., s.109
625 Mardînizâde Ebu’l-ûlâ, Kavanin-i Tasarruiye, İstanbul 1927, s.22
626 Hüsnî Efendi, “a.g.e., s.4
164