Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Defterhâne-i Hakanî
“Beyândan müstagnî olduğu vechle Memâlik-i Devlet-i ‘Aliyye’de bulunan emlâk ikiye
münkasim olup biri evkâlar tahtında bulunan arâzî ve biri dahi tımar dâhilinde bulunan arâzî
olup arâzî-i mevkûfenin mahlûlâtı cânib-i vakfa ‘â’id olduğu misillü arâzî-i mîriyyenin mahlûlâtı
dahi sâhib-i ârza ya’ni taraf-ı devlete râci’ olmasıyla mukaddemâ verilen nizâm mûcebince arâzîi mîriyyeden taşralarda vukû’ bulan mahlûlâtın 2000 guruşluktan yukarısı Hazîne-i Celîle’ye ve aşağısı ol arâzînin a’şârını der-‘uhde edenlere ‘â’id olup ancak bu sûrete birtakım fesâd karışmakta
ve o cihetle emvâl-i hazîne telef olmakda olduğuna ve bu makûle arâzî-i mîriyyenin intikâlinde ve
yâhûd başkasına fürûhtunda tasarruf için verilen senedler der-‘uhdeciler nâmına olup bunda dahi uygunsuzluklar göründüğüne ve halbuki bâlâda beyân olunduğu vechle emlâk-i mahsûsanın
cüz’-i a’zamı olan işbu arâzî mâddesinin böyle müteşettit hâlden kurtarılması ehemm ve elzem olduğuna binâ’en sâye-i muvafakıyet-vâye-i Hazret-i Mülûk-âne’de bu mâddenin dahi
bir hüsn-i sûrete konulması esbâbı Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı ‘Adliyye ve Meclis-i ‘Âlî-i ‘Umûmî’de
lede’l-müzâkere bundan böyle o misillü vukû’ bulacak arâzî mahlûlâtının tamâmiyle Hazîne-i
Celîle’ye râci’ olması ve mülhak kazâlarda vukû’ bulan ferâğ ve intikâl harçlarının nısıları dahi
kezâlik Hazîne-i Celîle’ye ‘â’id olup nısf-ı diğerlerinin kazâ müdürlerine i’tâsı ve re’s-i elviye harçlarının öteden beri olageldiği vechle hazîne-i mezkûreye îrâd kayd olunması ve tapu temessüğü
nâmıyla verilmekte olan senedât yolsuz ve usûlsüz olduğundan ve arâzî-i mîriyye Taraf-ı Devleti ‘Aliyye’den tefvîz buyrulmak hasebiyle senedâtının dahi bir hüsn-i usûle konulması ve aklâm-ı
şâhâneden birinde mukayyed bulunması levâzım-ı umûrdan idüğünden senedât-ı merkûmenin
ba’d-ezîn Defterhâne-i ‘Âmire Kalemine kayd olunmak üzere matbû’ ve Defter Emâneti’nin mührüyle memhûr senedler i’tâ olunması ve şimdiye kadar arâzî-i mîriyye yalnız evlâd-ı zükûra intikâl
edip evlâd-ı inâs tasarruf ve verâset hukûkundan mahrûm olup eğer ki tâ’ife-i nisâ bi’l-fi’l erbâbı zirâ’atten değil iseler de zirâ’at familyası teşkîl edebilecekleri ve o cihetle kendilerine müntakil
olacak arâzîyi i’mâr eyleyecekleri bedîhî olmak mülâbesesiyle sâye-i lûtf-vâye-i Cenâb-ı Mülûkânede evlâd-ı inâsın dahi hakk-ı tasarruf arâzîden hisse-yâb olmaları usûl-i mülkiyeye ve ka’idei hakkâniyete muvâfık düşeceğinden mecmû’a-i ma’delet ve merhamet olan ‘asr-ı Nasfet-i Hasrı Hazret-i Mülûk-âne’nin âsâr-ı celîle ve cümlesinden olmak üzere fî-mâ-ba’d evlâd-ı inâsın dahi arâzî-i mîriyye ashâbından olan babalarına hall vukû’unda evlâd-ı zükûr gibi hakk-ı verâsete
dâhil olmaları husûsları münâsib-i mütâla’a olunup keyfiyyet hâk-i pây-i hümâyûn-ı Cenâb-ı
Pâdişâhîden lede’l-istîzân husûs-ı mezbûrun olvechle nizâma rabt ve tevsîki ile îcâbının icrâsına
emr ü irâde-i me’âlî-ifâde-i Hazret-i Hilâfet-penâhî müte’allik ve şeref-sudûr buyrulmuş ve ahkâmı münîfesi icrâ ve infâz kılınmıştır.” 570
570 Karakoç Serkiz, a.g.e., C.I, s.124-125
133