Balkan Seyahatnâmesi Jun. 2014 | Page 32

Yorgunluğumuzu biraz olsun üzerimizden atabilmek için ertesi günü Struga yakınlarında, Ohri Gölü kıyısında piknik yapmakla geçiriyoruz. Balkanların hiçbir turistik yerini ucuz bulmadık, ancak piknik için Struga’da bir Müslüman kasaptan aldığımız et oldukça ucuzdu. Ohri kıyısında gezdiğimiz şehirlerden en küçüğü, kaldığımız apartmanın da bulunduğu Struga’ydı. İçinden Kara Dirim Nehri geçiyor. Bu nehirde yaz aylarında yüzücülüğüne güvenenler yüzüyormuş. Yüzücülüğüne güvenenler diyorum, çünkü Ohri Gölü bu nehre boşalıyor ve şiddetli bir akıntı yaratıyor. Struga’da ziyaret ettiğimiz tek Osmanlı eseri, Halvetî-Hayatî Tekkesi oldu. Bir akşam vaktine doğru girdiğimiz tekke yaşlı bir Rumeli Türkü tarafından bekleniyordu. İçeri giriş için izin istedik, kapıyı açtı. Türkçesi epey yıpranmış olduğundan kendisiyle anlaşmakta biraz zorluk yaşadık. Tekke’nin bir yazlık bir kışlık ibadet alanı bulunuyor. Kışlık olanı alt katta, orada bir soba da kurulu. Yazlık alan hemen girişte. Onun önünde bir nevi bekleme lobisi var, namaz saatleri burada bekleniyor. Diğer bir oda ise divan odası, herkesin oturup sohbet edebileceği, misafirlere çay-kahve ikram edilen bir yer. Tekke halen faal, bir şeyhi de var. Şeyhlik babadan oğla geçip devam ediyormuş. Şeyhin postu başköşede duruyor, o yokken üzerine kimse oturamıyor. Biz bekleme lobisine benzettiğim yerde ihtiyar amcamızla oturuyoruz. Hemen postun yanında bağdaş kuruyor. İçeri yavaş yavaş dolmaya başlayan cemaat mensupları, ellerini biri altta diğeri üstte olmak üzere göğsü ile göbeği arasına koyuyor ve hafifçe eğilerek içerdeki cemaati selamlıyor. Oturduğunda ise varsa şeyh, yoksa bu mesul amcamız oturan kişiye rahat oturması için “Hû, rahat” diyor. Oturan kişi teşekkür ediyor. Bu alandan çıkarken de geri geri yürünerek, girişte verilen selam veriliyor ve aynen böyle çıkılıyor. Biz sona kalıyor, misafirliğimize verip hoş göreceklerini umut ederek bu ritüele uymadan çıkıp harim bölümüne giriyoruz. Bosna ve Sırbistan’daki sel felaketinin haberini Ohri gezimiz esnasında aldık. Hakikaten “ucuz kurtulmuşuz” dedik. Biz oradayken yağmur hayli şiddetlenmiş, dereleri toprak renginde köpürtmeye başlamıştı. Otelimizde su kesintisi bile yaşandı. Yollar ara ara küçük göletler halini almıştı. Nihayet olan olmuş, Soma’nın üzerine Bosna da eklenivermişti… ÜSKÜP Kiraladığımız araçla Ohri kıyısındaki gezimizde ayrılmıştık. Şoförümüz Daniel bizimle samimi bir şekilde vedalaştı. İngilizce veya Türkçe bilmemesine rağmen çok iyi anlaşmıştık, bizden biri gibi olmuştu. Rehberimiz Özcan’ın aktardığına göre de “Keşke ortak bir dilimiz olsaydı” diye de hayıflanmıştı. Üsküp’e Ohri’den bilet alarak gittik. 2 saate yakın bir yolculukla şehre vardık. Buradaki bir Rumeli Türkü’nün işlettiği Sultan Hotel’e yerleştik. Otel Osmanlı motifleriyle süslenmişti. Duvardaki kocaman Fausto Zonaro eseri Fâtih’in İstanbul’a Girişi tablosunu görmek bizi hiç şaşırtmamıştı. Üsküp şehri Osmanlı’nın kurduğu Eski Üsküp ve son dönemlerde kurulan Yeni Üsküp olmak üzere ikiye ayrılıyor. Eski Üsküp 100 Makedon Denarı’nın arkasında da yer almakta. Biz burada ilk önce Gazi İsa Bey Camii’ni ziyaret ediyoruz. 1475 yılında inşası tamamlanan cami, 31