Opera binasının üzerindeki ilan pankartı.
Edhem Bey Camii’nin hemen önünde, Türk Lirası’nı Arnavut
Leki’ne çeviren bir adama, elindeki kalemleri Türk turistlere “Var
kalem, beş lira” diye satmaya çalışan çocuklara rastlanabiliyor.
Arnavutluk’ta ta İskender Bey döneminden kalma bir İtalyan
hayranlığı var. Mağazalar, kültür merkezleri ve envai çeşit yerde
İtalya ismi, İtalyan bayrakları ve renkleri bol bol kullanılıyor. Bu
derece milliyetçi bir toplumun, çift başlı Arnavut kartalını her
yere taşıma ve her yerde görme dürtüsüne sahip bir milletin bir
başka millete ve ülkeye bu denli sempati duyması beni şaşırtıyor.
Meydandaki opera binasında gördüğüm bir ilan pankartı bu durumu kanıtlar nitelikte, Arnavutluk ülkesinin etrafı İtalyan bayrağıyla çevrelenmiş ve Arnavutluk yazısı İtalyan renkleriyle yazılmış.
Arnavutların ilginç bir özelliği de Mercedes takıntıları olması. Eski veya yeni model olması
hiç önemli değil, bir Mercedesiniz olması kâfi. Neredeyse beş arabadan biri bu markadan.
Tiran İskenderbey Caddesi tabelası
Biraz etrafı dolaşıyoruz. Kültür binasının önünde Yunus Emre Enstitüsü’nden birkaç arkadaşla tanışıyoruz. Rehberimiz bir
şey sormak için kafasında kocaman bir memur şapkası olan,
kısa boylu, hafif kambur, bir elinin işaret parmağı kesik güvenlik görevlisine yaklaşıyor. Adam nereden geldiğimizi duyunca
şevkle konuşmaya başlıyor. “Ezel, Polat, Al yazmalım!” Bizim
diziler ve filmler tüm Balkanlar’da olduğu gibi buralarda da
revaçta anlaşılan. Sırbistan çıkışında pasaport kontrolü yapan
Sırp polis de bizi “Behlül” diyerek selamlamıştı. Bir arkadaşımız tarihçi olduğumuzdan mütevellit en çok merak ettiğimiz
diziyi soruyor, “Süleyman?”
Edhem Bey Camii minaresi
Adam “Aa” diyor, “Süleymaaan!” Padişahın huzurundan ayrılanları
taklitle eğilerek geriye bir adım atıyor, elini öpüp alnına götürüyor, gülüyoruz. Sonra “Soma, Soma” diyor, elini gözlerine koyuyor. Rehberimiz söylediklerini tercüme ediyor, “Haberleri izledim, ağladım” diyormuş, içerleniyoruz. Bize “Abi, abi” diye seslenen bu adam birden bire
arkadaşım Ozan’ın bileğini tutuyor, kendi bileğiyle birleştiriyor. Bir an
şaşırıp sonra anlam veriyoruz, galiba “aynı kandanız” demek istiyor.
Sonra grupça çok sevdiğimiz bu sempatik adamla bir fotoğraf çektirerek
kendisine veda ediyoruz.
Tiran’da son olarak Yunus Emre Enstitüsünü, burada öğrencilik yapan bir Arnavut ve ebru
hocalığı yapan bir Türk dostumuzla geziyoruz. Ülkemizin adını güzel bir şekilde duyurmayı
başaran bu enstitüyü ve tüm çalışanlarını takdir etmek lazım. Ayrılmadan önce ebru hocası
olan dostumuz, grubumuzun tüm üyelerinin adını kaligrafi ile yazarak bize hediye ediyor.
Buradaki dostlarla vedalaşıp ayrılıyoruz. Sonraki durağımız Makedonya.
24