Kaleden inince Sinan Paşa Camii’ne giriyoruz.
Bu 17.y.y eseri de TİKA tarafından restore edilmiş.
Camiin iç duvarında “sahib-i eser Sinan Paşa”
ibaresini seçiyor gözlerim. Gayet süslü güzel bir
camii burası. Mihrâbının üzerindeki yuvarlak pencerede de yine Mühr-ü Süleyman var.
Mevlit bitiminde dualar ediliyor, Cuma namazına geçiliyor. Hutbe de Türkçe okunuyor. İmam
Efendi “Bugün ateş düştüğü yeri değil, her yeri
yakmıştır” diyor. Hutbe bitiminde bir hatırlatma
yapıyor, meydan sebili etrafında Prizren halkının
toplanarak hep birlikte Soma’da hayatını yitirenlere Fatiha göndereceği hatırlatılıyor.
Sinan Paşa Camii mihrâbı ve minberi.
Biz kaleye çıkarken Sinan Paşa Camii’nden
Kur’an ve Türkçe Mevlit okunduğunu işitiyoruz.
Bugün burada ölü sayısının 300’e yaklaştığı Soma
faciası anılıyor, Cuma namazı öncesi ölenlerin
ruhlarına dualar ve mevlitler gönderiliyor. Hutbenin konusu yine Soma.
Makedonya Devlet Bakanı Hadi Nezir Prizren’de
Meydan sebili etrafına büyük bir kalabalık toplanıyor.
Gençler hep ön planda. ‘Tüm bu insanlar niçin bizim acımıza
ortak oluyor?’ diye düşünmeden edemiyorum. ‘Gerçekten’
diyorum, ‘gerçekten seviliyor, sayılıyoruz’. Ardından buradaki insanlara olan muhabbetim kat kat artıyor.
Bu küçük programın hemen öncesinde Makedonya’nın bir
Türk bakanı olan Hadi Nezir de Tek Rumeli Televizyonu’na
röportaj veriyor. Biraz kulak kabartıyorum; “Biz Çanakkale’de Dumlupınar’da hep birlikteydik,” diyor, “bugün bu acı
günde de anavatanımızın yanındayız. Umarız bir daha böyle
acı olaylar yaşanmaz.”
İyice biriken kalabalık Sinan Paşa Camii imamının okuduğu Fatiha’ya hep bir ağızdan “amin” diyor ve program sona
eriyor. Bir kez daha anlıyorum, burada hiç ama hiç yabancı
değiliz.
Prizren’den ayrılmadan önce bir restorana uğrayıp rehberimizin tavsiye ettiği Prizren sucuğunu deniyoruz. Diklemesine ikiye ayrılmış, ilk bakışta kıyma gibi duran sucuğun lezzeti hiç
fena değil. Yolu düşenlere tavsiye edebiliriz.
Son olarak Sinan Paşa Camii önünde tespih satan bir Rumeli Türkü amcamızın mesajını
iletmek istiyorum. “Buralar hep ayaklar altında çiğnendi” diyor, “buraları unutmayın…”
21