B İ L D İ R İ L E R | Page 464

KONGRE BİLDİRİLERİ şart koşanlar da vardı. Abdullah oğlu Hacı İbrahim, Yeni Cami’de duran leylekler için yılda 100 kuruş yem parası vakfetmişti. Yorgancı İsmail Çelebi, Beykoz’daki tekkeye vakfettiği mandırada çalışan esirlerin (köle ve cariye) münasipleri ile evlendirilmesini şart koşar ve “gence karı, karıya genç tezvir olunmaya ve evlatları dahi uslûb-i mezkûr üzere tezvic oluna” diyerek yaşları birbirine yakın olmayan gençlerle yaşlıların birbirleri ile evlendirilmemesini ister. Bunlardan, vakfa 10 yıl hizmet edenlerin de azad edilmesi, vakfiyenin şartları arasında yer almaktadır. Müslüman-Türk insanının engin şefkat ve merhamet duygusu ile İslâm dininin inananları mutlak kardeş yapan prensiplerinin kaynaşmasının en güzel ürünleri olarak, “menâfii ibâdullaha ait olmak üzere” kurulan vakıflarımız içerisinde, doğrudan olduğu kadar, dolaylı olarak da sosyal hayatı, yetimleri, hastaları, güçsüzleri, kadınları hedef alan çok sayıda örnek bulunmaktadır. Ömer Hilmi’nin “Vakfın efdali, nassın kenduye eşedd ihtiyaç ile muhtaç olduğu bir şeyi vakf etmektir.” (Ömer Hilmi, Ithafu`l-ahlaf fi Ahkami`l-evkaf, Istanbul 1307, s.15.) anlayışına uygun olarak aşağıda örnekleri verilen türde binlerce vakıf kurulmuştur. Bunlardan bir kaçını hatırlamak gerekirse; Yetim çocuklarla ilgili hükümler içeren, sayılanlar haricinde de çok sayıda vakfiye bulunmaktadır. Bunlardan Seyyid Ahmed Ağa kızı Ümmügülsüm Hanım’ın 26 Ağustos 1790’da Tekirdağ’da kurduğu vakfının vakfiyesinde; “...vakıf gelirlerinden her yıl yüz kuruş ayrılarak Ramazan ayında, yoksul ve yetim Müslüman çocuklar için yeteri kadar entari, şal, cübbe, fes, yemeni ve pabuç, kuşak, don satın alına. Bu elbiseler bayrama yakın ihtiyaç sahiplerine dağıtılarak, mahzun gönülleri şenlendirile ve hayır duaları alına...” hükmü yer almaktadır. Bursa’da 1915’te İnegöllü el-Hâc Saffet Bey tarafından kurulan vakıfta ise; şehit düşen askerlerimizin kimsesiz dul kalan iffetli eş ve yetim çocuklarının barındırılması amaçlanmıştır. Burada geliştirilen sistem sayesinde, öksüz kalan çocuklar, annelerinden ayrılarak aile şefkatinden mahrum edilmemektedirler. Kurulan Erâmilhâne’de barındırılan hanımlar ve çocuklarının maddî ihtiyaçlarının karşılanması yanında, eğitim ve terbiyeleri konusuna da özel bir itina gösterilmiştir. İznik’te 1003 H. (1594 M.) tarihinde “Mehmed kethüda bin Hüseyin Nasrullah tarafından kurulan vakıfta;5 vakfettiği bahçelerdeki meyvelerden fakirlerin istediği miktarda almasını ve fakir ve yetimlere günlük ekmek dağıtılması şart koşulmuştur. Yine vakfiyelerde uzun süre hapiste olan müflis tüccarların borçlarının ödenerek hapisten çıkmalarını sağlayan Abbas Ağa bin Abdurrezzak’ın kurduğu 1080 h. (1669 m.) tarihli vakfiye6, hayvanların su içmelerini temin etmek için taş tekneler koyan Fatma Hanım binti Abdullah 1274 h. (1857 m.) tarihli vakfiye,7 fakir ve muhtaç insanların su kuyularının tamirlerini yaptıran ve kuyusu olmayanlara kuyu açtıran Hasan Hayri Efendinin1329 h. (1911 m.) tarihli vakfiye8, öğrencilere kağıt ve mürekkep verilmesini şart kılan Sabri Mehmed Efendi bin Abdulmuin 1095 h. (1684 m.) tarihli vakfiye9, mahalle bekçilerine ücret veren Şerife Fatma binti Mustafa 1230 h. (1815 m.) tarihli vakfiye,10 Üsküdar ve civarında mecnunlara ve meczublara mevsim meyve meyveleri dağıtılmasını şart kılan Feyzi Efendi bin Hasan 1288 h. (1871 m.) tarihli vakfiyesi11 gibi ilginç ve önemli şartlar içeren vakıflara rastlamak mümkündür. Devlet ve toplum hayatının her alanında, kültürün her kademesinde tesiri olduğunu gördüğümüz vakıf anlayışı sayesinde, şahsi servetler, sayısız köy ve şehirde Müslümanların dini, sosyal, kültürel ve hatta siyasi merkezleri olarak tezahür eden camiler haline gelmiştir. Bu servetler, bazı camilerin çevresinde, medrese, imaret, çeşme, sebil, kütüphane, hastane ve bunun gibi diğer kuruluşlara dönüşmüş, böylece külliyeler oluşmuştur. Birer hizmet kompleksi v