KONGRE BİLDİRİLERİ
Büyük İngiliz edebiyat tarihçisi Hippolite Taine, “Bir milletin edebiyatını en canlı bir vesika
addederek, sâir hiçbir şeyin onunla kıyas olunamayacağını”2 söyleyerek bir milletin genel tarihini
tespitte edebiyatın önemine vurgu yapmaktadır. Mircea Eliade de Rumen tarihinden vermiş olduğu
bir örnekle bu meselenin ehemmiyetine işaret etmiş olmaktadır. Osmanlılarla Boğdanlılar arasında
yapılan bir savaş Polanya ve Osmanlı tarihi vesikalarında kayıtlı olmasına rağmen bu savaş,
Rumenlerde bambaşka bir boyutta ele alınmıştır. Eliade’nin tespitine göre, savaşın yankıları bir rumen
balatında (türkü) mitolojik bir olaymış gibi sunulmaktadır. Bu da tarihin milletin ma’şerî vicdanındaki
yansımasına değişik bir örnektir.
Büyük tarihçi Zeki Velidi Togan ünlü, Tarihte Usul adlı eserinde edebiyatı tarihin kaynakları
arasında sayar ve bu mevzua uzun bir yer ayırır.3 Fakat bu tespitlerin de tam olarak yeterli olduğunu
söylemek mümkün görünmemektedir. Zira bilhassa Divan edebiyatının ürünleri arasında sayılan
Kaside, Tarih ve Gazavatnâme4 türü eser ve metinler tarih için mühim, mühim olduğu kadar da birinci
derecede sayılabilecek kaynaklardandır.5
Kasideler ve İmar Tarihimizdeki Önemi
Genellikle birisini övmek veya yermek amacıyla yazılan şiirler olarak ele alınan kasideler,
aslında biyografik bir metin olmaktan tutun da cihan hakimiyeti idealinin vesikası olmaya ve oradan
da tarihi ve sosyal pek çok hadiseyi aydınlatmaya kadar önemli roller oynamaktadır. Kasidelerin imar
tarihimizdeki rolü için verilebilecek en iyi örneklerden biri Şeyh Galib’in bir kasidesidir.
III. Selim’le çok derin ve samimi bir muhabbeti olan Şeyh Galip edebiyatımızın en mümtaz
şahsiyetlerinden biridir. Belki de Osmanlı Sultanlarına en yakın şairimiz o olmuştu. Hareme girebilecek
kadar padişahla ünsiyet kesbetmişti. Onun bu durumundan hareketle Orhan Okay şöyle söyler: “III.
Selim için yazdığı 12 kasidede câize karşılığı bir methiyeden çok, hasbi bir sempati aramak daha
doğru olacaktır. Hüsn ü Aşk’da ifade edilen:
Her ne ki söylerim senâdan
Âsûdedir âfet-i riyâdan
beyti onun bütün methiyeleri için geçerlidir.”6
İşte III. Selim’e yazmış olduğu bu kasidelerden biri, kasidenin sosyal hayatı tanzimde ne derece
rol oynadığının en iyi örneklerinden biridir.
Şeyh Galip, III. Selim tarafından Galata Mevlevîhanesi’ne şeyh tayin edilir. Kendisi de bu
Mevlevihanelin müdavimlerindendir. Şeyh Galip görev yerine geldiğinde burasının harap bir halde
olduğunu görür. Bunun üzerine III. Selim’e:
Gönül bir beyt-i ma’mûr-ı safâdır aşk mîmarı
Yatur ammâ ki şimdi başka bâmı başka dîvarı
matlalı kasidesini sunar. Gâlip, bu kasideyle Mevlevîhânenin harap ve perişan bir durumda
olduğunu şairce ifade etmektedir. Kasideyi okuyan padişah şiirdeki imayı anlar ve hemen dergâhın
onarılmasını emreder.7 Kasidenin tesiri bu kadarla da kalmaz, “dergâh bütün müştemilatıyla birlikte
yenilenmiş, ayrıca güzel bir şadırvan bir süre sonra da padişah için bir hünkâr mahalli yapılmıştır.
Sarayın bu ilgisi devlet erkânını da harekete geçirmiş ve kısa süre içinde Galata Mevlevihanesi
en başta içilecek tatlı suyu olmak üzere bütünüyle elden geçirilerek cennet bahçelerini andıran bir
mekân haline getirilmiştir. Padişah bununla da yetinmemiş, şairle dostluğu ilerlettikten sonra dergahın
faaliyetlerine daha rahat devam edebilmesi için yeni vakıflar da tesis etmişti.8 Bütün bu hayırlı işlere
bir kasidenin vesile olduğu göz ardı edilmemelidir.9
324
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
Yine edebî birer metin olarak yazılmış vakıf-nâmeler de vakıf tarihimize, vakfın önemine
ışık tutan önemli edebi metinlerdir: Âlî’nin Vakıfnâmesi buna bir örnektir: “Âlî, Bağdat mal
defterdarlığından azledildiği 994 (1586) senesinde kerbbelâ’da İmam Hüseyin’in ve öteki Kerbelâ
şehitlerinin türbelerini ziyaret ettikten sonra burada bir sebil yaptırdı. İşte Âlî’nin bu eseri sebilin
idaresi hakkında yazılan ve Vakıfnâme adını taşıyan bir eserdir.”10 Bu vakıfnâme pek çok açıdan
önem taşır. En önemli yanlarından birisi de vakıf terimlerine dairdir: “Bilindiği üzere birçok alanda
olduğu gibi ‘Vakıf Terimleri’ konusunda da günümüze kadar henüz kaynak metinlere dayalı detaylı bir
eser hazırlanmamıştır. Âlî’nin eserinin bir önemli yanı da vakıf terimleri açısından böyle çalışmalara
kaynaklık edebilecek mahiyette zengin bilgiler ihtivâ etmesidir.”11, Vakıfnâme başka açılardan
da önemlidir: “Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Vakıfnâmes’si, bir yandan Âlî’nin ailesine, hayatına ve
eserlerine ilişkin bilgiler ihtiva ederken aynı zamanda Osmanlı vakıf geleneği içinde bir vakfın hangi
şartlarda oluşturulduğunu gösteren edebî bir belge hüviyetini taşımaktadır. Osmanlı vakıf хɥ