KONGRE BİLDİRİLERİ
Ayrıca, arşiv kataloğunun da gösterdiği şekilde, gerek şikayet, gerek mühimme kategorilerinde,
16. asrın ikinci yarısından itibaren normalde divan toplantılarının başkanı olan sadrazam, merkezden
– özellikle sefer münasebetiyle – ayrılınca, karar alma mekanizması da ikiye bölünmüştü.29
Karargahtaki, ve kaymakam paşa başkanlığıyla toplanan merkezdeki divanda çıkan hükümleri ayrı
ayrı defterlere kaydetmişlerdi. Bu nedenle, kataloglarda da ayrı adlarla gösterilen ordu ve rikap şikayet
ile mühimme defterleri ayırt edilmektedir. Fakat, defterlerin muhtevasını incelerken sırf ordu veya sırf
rikap mühimme ve şikayet defteri nadiren bulunur. Defterterlerin çoğunu ya İstanbul’da başlatıp sonra
sefere götürmüşler, ya seferde tutulan deftere hükümler kaydedilmesine İstanbul’a veya Edirne’ye
döndükten sonra devam etmişlerdi. Defterlerin yolu, genellikle hükümlerin başında bulunan, arzuhalin
yolladığı yeri gösteren ibarelerin sayesinde (südde-i saadetüme arzuhal sunub.../ dergah-i muallama
gelüb... =İstanbul ile Edirne / ordu-i hümayunüme gelüb...=Sadrazamın karargahı demek...) izlenebilir.
Şikayet kayıtlarında devlet görevlileri ve Osmanlılara bağlı hakimlerin durumu
Şikayet hükümlerinin başlıca muhatapları kadılardır. Bir meselede birden fazla muhatap
bulunursa, hükmün defterdeki nüshasında, görevlilerin sıralaması – rütbelerine göre – şöyledir:
beylerbeyi, sancağıbeyi, kadı, mütesellim. Mühimme Defterlerin’in kayıtlarında da sıkça hitab edilmiş
olan kadılar, çoğunlukla idarî işlerle görevlendirilerek, açık, tek anlamlı, katî hükümler almaktaydılar.
Buna karşı, ŞD’lerindeki kadılara gönderilmiş hükümler bazı, divanın (daha doğrusu onun üyeleri
arasında bulunan kadıaskerin) yetkisine dair meselelerde kadıların taleb ettikleri ferman için yüksek
merciye sunulmuştu. İlk bakışta, ŞD’lerinde, devlet otoritesinin, kadıların yetkisine müdahale ede n
iradelerinin çoğalmış olduğu görünüyor. Fakat, yerli kadılar, tek başında karar vermek için yetkisi
olmayan bazı meseleleri (örneğin vergiyi affetmek, yaralıları sefere katılmaktan muaf tutmak vb.)
divandan ihtiyacları olan kararname almak üzere merkeze yollamışlardı.30 Yine de, başka durumlarda
da, hukukî alanda kadıların üst makamları olan Divan-i Hümayun (üyelerinden dolaysız üst makamı
olan kadıasker) tarafından genel, yapılacak işleri kesin bir şekilde emr etmeyen, icra-i hakk, ihkak-i
hakk, hakkını vermek içün, şerle görülmek içün vb. ifadelerle sona eren hükümler kadılara gönderilir.
Zaten iyi anlaşılır ki, tarafların sadece birinin şikayetini dinleyen, sadece davalının durumunu
öğrenen divan, en yüksek merci durumundaymışsa da, hukukî meselelerde katî karar veremezdi.
Ancak, arzuhalde bildirilmiş itham, ve şartlar, yetkili olan meclis-i şerde doğrulanacağı takdirde,
kadinin adil kararını zorunlu kılan (tembih eden), kadıdan beklenen karardadeyi teyit edecek, kendi
otoritesiyle destekleyecek hükümler çikarmaktadır. Böylece, hukukî alanlarda, divanın otoritesi
tarafından kadıların yetki çevresine yönelik karışması sözkonusu olamaz.
Mühimme Defterleriyle karşılaştırılınca çok bakımdan dikkate değer neticeler çıkardığımız
ŞD’lerinin, bu yazıda vurgulamak istediğim başka bir tarafı, Osmanlı devlet organizasyonun dışında,
fakat Osmanlı’lara bağlı durumda bulunan hakimlerin rolüdür. ŞD’in muhatapları, açıkladığımız gibi,
özellikle kadılardır. Ancak MD’de çoğunlukla idarî meseleler hakkında hitab edilen bu görevliler, ŞD
hükümlerinde hukukî işlerle görevlendirildiğinden dolayı bu bağlamda, yetki durumları biraz farklıdır.
Mühimme hükümlerinde sıkça rastlanan Erdel prensi, Kırım Tatar hanı, Eflak ve Boğdan voyvodaları
ve sair bağlımlı hükümdarların yerine, şikayet hükümlerinin muhatapları arasında, Osmanlı görevlilerin
yanında sadece Eflak ve – nadiren olsa bile – Boğdan voyvodası bulunmaktadır. Bu farklılık, yani
Osmanlı devlet yönetimi çerçevesinde bulunan görevlilerin yanında bu iki voyvodanın yer aldığı,
ve diğerlerin eksik olduğu dikkate değer. Eflak ve Boğdan voyvodaları, bir yandan topraklarındaki
halkın divana sundukları birçok şikayeti yüzünden, öte yandan Divan-i Hümayun tarafından, İbrail
29 Feridun Emecen, Seferlere götürülen defterlerin defteri. In: Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu’na Armağan. İstanbul, 1991, 241–268.
30 M. Âkif Aydın: Türk Hukuk Tarihi, İstanbul 2010, 81.
282
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
ve Yerköyü kadılarıyla kendilerinden işbirlik yapılması istenilmesinden, hatta voyvodaların çeşitli
meselelerde davalı veya davacı olarak da bulunmasından dolayı bu iki memleketin, Osmanlı merkez
ve taşra görevliler arasındaki hukukî işbirliğin şikayet defterlerinde ibraz edilen sistemine daha sıkı
bağlantılarına sahip olduğunu tespit edebiliriz.31 Bunun, yani ŞD’lerinin sayfalarında Erdel’in ortaya
çıkmamasının bir sebebi, orta çağ Macar Krallığı’nın devlet organizasyonunun geleneklerinin ve
müesseselerinin varisi olan Erdel Prensliği’nin hukukî sisteminin daha gelişmiş olması ve oradaki halkın
divana başvurma usulünün kültürel esaslarının eksik olmasıydı. Kısaca, Eflak ve Boğdan’nın Osmanlı
hukuk uygulama sistemindeki durumları, çevresindeki Kırım Hanlığı veya Erdel Prensliği’nkindenki
farklılığı göze çarpar. Bilindigi gibi, Osmanli Devleti’ne bağımlı haracgüzar devletlerin bağlımlılık
seviyesi çok tartışmalı bir konudur. Yukarıda sözü geçen kıstaslara göre, ŞD’lerinde bu alanda da ilgi
çekici veriler bulunmaktadır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki şimdiye kadar ehemmiyetine layık ilgi görmeyen Şikayet Defterleri
17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, pek çok bakımdan zengin malzeme içeren, sosyal değişimlerin
izlemesinde son derece önemli, vazgeçilemez bir kaynaktır. Değerleri ve bize kalan koleksiyonu
oldukça büyük olduğu için bu kaynak grubu üzerindeki çalışmalara devam etmek Osmanlı tarihçilerinin
önemli bir vazifesidir.
Registers of grievances of the Imperial Council in the 17. century
Nándor Erik KOVÁCS
The so-called şikayet defteris are copies of decrees issued by the imperial council of the Ottoman
Empire (divan) on the subjects’ petitions for a redress of grievances from the middle of the 17th
century onwards.
Therefore they are very important sources on the everyday social problems of the people as
well as on the development of the practice in the Ottoman divan-chancellery. The introduction of the
SD is regarded as a result of the thematic division of the general imperial registers (ahkam defteri).
Because of the structural and sometimes contextual parallels between the şikayet and the mühimme
defter, researchers have been working to distinguish the two register-types clearly, their investigations,
however, did not lead to convincing results.
This paper attempts to shed light on the reasons of the aforementioned division between the two
register-types as well as to define the exact differences between mühimme and şikayet entries and the
defters.
The statistical test made on the basis of the present mühimme-material does not support the
hypothesis, that the increasing multitude of the incoming issues to the divan would have forced
the functional diversification of the administrative functions. On the other hand, however, prior to
the starting of the şikayet-series, complaints and related issues increased significantly in the earlier
mühimme volumes, from the 1580’s onwards. These figures suggest that the increasing rate of personal
grievances within the total records could lead to the opening of a new series of registers.
Our analysis also shows that the aim to distinguish common affairs from those of higher priority
might have contributed to a division between the administrative functions and the registration of
decree s into two different defters. The distinction might have been made not simply on the basis of the
content, that is whether the affair in question was considered a grievance or not.
The basis of the distinction between these defters does not seem to be formal, but much more
contextual. In some cases a clearer division can be made between the grievance-related issues registered
in the mühimme from those copied into the şikayet defteris. The decision in the hükm part seems to
31 Hukukî uygulamayı açıklayan bir hüküm için bkz. BOA ŞD 6/191:928: „Boğdan reayasının birinün birinden hakkı olsa Boğdan beğine ve
eğer bir müslümandan hakkı olsa Boğdan voyvodasına ve civarda olan kadıya havale olunmak kanun-i kadim iken...”
Arşiv Dairesi Başkanlığı
283